Amacın ne?

Dijital Topuklar bu yıl “Cüret Et” temasıyla Kasım 2019’da gerçekleştirilecek. 2018 yılında tutkusunu arayanların/bulanların hikayelerini dinlemenin kendi yolculuğumu da dönüştürdüğünü anımsıyorum. Bu yıl cüret edenlerin cesaretlerini nereden aldıklarını dinlemek için sabırsızlanırken kendi yaşamımda nelere, neden cüret ettiğimi de düşündüm.

Bazı sorular

Cesaretin özü nereden gelir? Cesaret ettiğimiz şey en nihayetinde idealleştirdiğimiz bir arzuyu gerçek kılmak değil midir? Bunun ilk adımı da o arzuyu keşfetmek olabilir mi?

Her davranışımız bir amaca hizmet etmek durumunda değil elbette ama kendi yaşamımızı anlamlandırırken neler yaptığımıza bir de bu gözle bakmaya ne dersiniz? Victor E. Frankl, İnsanın Anlam Arayışı kitabında “İnsanın temel uğraşı haz almak ya da acıdan kaçınmak değil, yaşamında bir anlam bulmaktır” der.

Şimdi sizden bir not defteri açmanızı ve “Yaşam Amacı”nızı yazmanızı rica ediyorum.

Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek, ünlü olmak, bir aile kurmak, yazar olmak, zengin olmak, insanlara yardım etmek, bir konuda öncü olmak, başka bir konuda uzmanlaşmak. Bunların hepsi, herhangi biri ya da hiçbiri. Kendi amacınızı yazın, sizi sabah yataktan kaldıran/kaldıracak o durumu tasvir edin.

Bu şimdilik bir kenarda kalsın.

Davranışlarımızı ne tetikler?

Geçtiğimiz günlerde Louise Evans’ın bir Ted konuşmasına denk geldim. Onun ilhamıyla gündelik yaşamımızdaki tepkileri inceleyelim; Louise herhangi bir olay karşısında vereceğimiz tepkileri/yapacağımız seçimleri 5 sandalye metaforuyla açıklıyor:

Kırmızı Sandalye: Saldır (Başkalarını ve bizden bağımsız işleyen süreçleri suçlayan bir yaklaşımdaysak.)

Sarı Sandalye: Kendinden şüphelen (Potansiyelimizden ve becerilerimizden kuşku duyuyor; en acımasız eleştirileri kendimize yöneltiyorsak.)

Yeşil Sandalye: İncele (Durup düşünmeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorsak.)

Mavi Sandalye: Keşfet (Soru sormaya, davranışlarımızın gerçek sebeplerini incelemeye başladıysak.)

Mor Sandalye: Bağlan (Hem kendimizin hem diğerlerinin neyi/neden yaptığının farkında olarak olayları değerlendirmeye başladıysak.)

Bir hedefiniz vardı ve bu yolda ilerlerken bir şeyler yanlış gitti. Uzun zamandır beklediğiniz toplantı iptal oldu, iş görüşmeniz çok kötü geçti, eşinizle kavga ettiniz, yolladığınız makale reddedildi ve liste uzar gider.

Böyle bir durumda, hangi sandalyede otururdunuz? Kırmızı, sarı, mavi? Şimdi o sandalyede oturduğunuzu hayal edin. Not defterinizdeki diğer sayfayı açın ve neler hissettiğinizi yazın. Bu sadece size özel, o yüzden dilediğinizi yazabilirsiniz. Saldırgan hissediyorsanız belki ortalığa küfür etmek geçecek içinizden, kendinizle ilgili şüpheleriniz varsa en acımasız eleştirileri oklarını kendinize çevireceksiniz, durup dinlemek de isteyebilirsiniz. Ne geliyorsa içinizden yazın.

Tepkilerini ölç

Elinizde iki belge var: Biri yaşam amacınız, diğeriyse karşılaştığınız bir zorluk karşısındaki tepkiniz. Tepkinizi tekrar okumanızı ve kendinize dürüstçe sormanızı istiyorum: Bu doğru mu?

“Elbette doğru!” diyecek iç sesinize bir selam çakıp gülümsemenizi ve tekrar sormanızı istiyorum: Bu doğru mu?

Ben gerçekten bu durumun bir kurbanı mıyım? Etrafımdaki herkes ve her olgu bir araya gelerek beni bu zor duruma sokmak için mi uğraştı? Ben gerçekten o kadar yeteneksiz olsam o makaleyi yazabilir miydim? O işten reddedilmemin bütün sebebi görüşmede söylediğim bir tanecik cümle miydi? Durup düşünmeye sorgulamaya beş dakika bile ayıracak vaktim yok mu? Bütün öfkeme rağmen karşımdakinin neden böyle davrandığını hiç mi merak etmiyorum?

Lütfen dürüstçe sorun: Bu hissettiğiniz doğru mu yoksa kendinize anlattığınız bir hikaye mi?

Davranışlarınız yaşam amacınıza ne ölçüde hizmet ediyor?

Yaşam amacınızı belirlediniz. Bu yolda karşılaştığınız soruna tepkinizi gördünüz ve bu tepkinin gerçekliğini sorguladınız.

Şimdi amacınıza geri dönmenizi ve kendinize tekrar sormanızı istiyorum: Bu davranış biçimi sizin amacınıza hizmet ediyor mu?

Eğer ediyorsa ne mutlu. Çoğunlukla deneyimlerimiz bunun aksi yönünde. Bir hışımla aldığımız kararlar, söylediğimiz sözler, attığımız ters yönde adımlar… Bütünün içinde baktığımızda ne yazık ki bizi asıl istediğimiz yere ulaşmaktan alıkoyuyor.

Bu konuda da yapabileceğimiz şeyler var. Bu iş olmadıysa bir başka işe başvurmayı, bir kavga olduysa onun yıktıklarını yeniden toparlamayı, kendimize güvenimiz dağıldıysa kaldığımız yerden kendimizi yeniden ayağa kaldırmayı seçebiliriz.

Jean Paul Sartre, “Kendi yaşamınızı inşa etmenin ötesinde yaşamın başka amacı yoktur” der. Her seferinde yeni bir seçimle, adım adım, yavaş yavaş, istediğimize ulaşmak için kendimize en değerli hediyeyi: “seçme şansını” verebilir ve o dilediğimiz yaşamı inşa etmeye cüret edebiliriz.  

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir