“Bu İş Bizde Ters Teper”: Tepki halinden katılımcı yaratıcılığa

Ocak ayında paylaştığım Ağırlama Sanatı ile ilgili yazıya ilişkin birçok geri bildirim aldım. Çevremde özel sektörde çalışan arkadaşlarımdan sıklıkla duyduğum ise şuydu: “Bu teknik iyi hoş ancak bizim kurumda işe yaramaz.” Söz konusu kurum kültürlerinin ve birlikte iş yapma alışkanlıklarının değişimin önündeki en büyük engel olduğundan söz ediyorlardı. Bu kanının haklılığından ve yaygınlığından yola çıkarak geçtiğimiz yıl katıldığım bir kolaylaştırma eğitiminden kısa bir bölüm paylaşacağım.

Birlikte çalıştığımız ekiplerin düşünce yapısını nasıl değiştiririz?

Beş maddede ekibinizin yaratıcılığını tetikleyin, on adımda etkin toplantılar düzenleyin vb. başlıklı yazılarda paylaşılan kısa yoldan çözümlere kesinlikle inanmıyorum. Aşağıda söz edeceğim yaklaşımların/tekniklerin, hata yaparak, deneyimleyerek, üzerinde sürekli düşünerek derinleşeceğiniz bir öğrenim sürecini başlatmak için yardımcı olacağını umuyorum.

Bir toplantıdasınız, bir proje yürütüyorsunuz ya da ekibiniz içinde sizin dahil olduğunuz/olmadığınız bir çatışma var. Malum etki tepkiyi doğurur. Çalıştığınız kurumların yıllar içinde kemikleşmiş kültürü, çalışma biçimi, çalışanların kendi deneyimleriyle oluşturdukları kanıları var. Tüm bu unsurlar bir araya geldi ve artık ekibiniz ilerleyemez durumda. Nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Temelde ekiplerde iki zihniyet bulunuyor: tepkisel (reactive) ve yaratıcı (creative).

Tepkisel bir haldeyken çoğunlukla başkalarını suçlamaya ve bir durumun kurbanı olduğumuzu düşünmeye yatkınızdır. Olayların birikiminin sonucunda öfke, hayal kırıklığı, güvende olmama ve nefrete kadar giden hisler üzerine mazeret uydurmaya ve kendimizi savunmaya başlar, ne yapamayacağımıza odaklanırız.

Yaratıcı bir haldeyken meraklıyızdır, gözlemleriz, ekibimize güvenir ve güvende olduğumuzu hissederiz. Buradaki en ayırt edici özellik olan bitenin sorumluluğunu almaktır; şoför koltuğunda oturan biziz. Sinirlenebiliriz, ancak neye/neden/nasıl sinirlendiğimizi çok daha sakin bir biçimde ifade edebilir ve çözüm arayışı içinde oluruz.

Bu hallerin arasındaki uçurum bir toplantının verimliliğinden çok daha öte; çalıştığımız ortamda kendimizi ne ölçüde gerçekleştirebildiğimizi ve işimizden aldığımız doyumu da belirler.

Buraya ufak bir not düşmek istiyorum. Ne yazık ki ülkemizde lider denilince akla gelen ilk unvan yönetici oluyor. Oysa ki bir ekibin parçası olan herkes o ekipte bir dönüşümü tetikleyebilecek -görece kısıtlı olsa da- bir etkiye sahiptir. Parçası olduğunuz kurum kültürünü de bu gözle yeniden değerlendirmeniz, tepki halinden yaratıcı hale geçmeniz için yardımcı olabilir.

Tepkiselliği yaratıcılığa nasıl dönüştüreceğiz?

Kendini bilmek

Her şeyde olduğu gibi öncelikli olarak söz konusu durum içinde kendimizi nereye konumlandırdığımızı iyi belirlememiz gerekiyor. Einstein’ın “Dünyayı kurtarmak için bir saatim olsaydı; elli beş dakikasını problemi tanımlamaya, kalan beş dakikayı da çözümü bulmaya ayırırdım.” dediği söylenir. Bu noktada durumu doğru değerlendirmek, tarafsız kalabilmek ve bunun için kendimize zaman tanımamız çok önemli. Bunun yolu da kendini ve ekibi tanımaktan geçiyor.

İlk kaynağımız deneyimlerimiz. Tepkisel bir hal içinde olduğunuzu fark ettiğiniz an, durmanızı ve bir nefes alıp geçmişte yaşadığınız zor bir anıyı hatırlamanızı rica ediyorum. Sakin kalabilmek salt özgüven için değil, etrafınızdakilerin de güvende hissetmelerini sağlayacaktır. Durumu nasıl çözdünüz? Sonrasında neler yaşadınız? Bu deneyimin size kazandırdıkları nelerdi? Kısa bir süre içinde aslında tepkinizin geçiciliğini fark etmeniz yeterli olacaktır. Şu anda da benzer ve geçici bir durumdasınız.

Eğer uzun soluklu bir durumdan ziyade bir toplantı içinde anlaşmazlık yaşıyorsanız belki de saniyeler içinde karar vermeniz gerekecek. Dolayısıyla, ekibinizi tanımanız, o dönemde neler yaşadıklarından haberdar olmanız alacağınız kararın/izleyeceğiniz yolun ekibin en yüksek yararına olması için yardımcı olacaktır.

Çözüme odaklanmak

Çözüm odaklılık özgeçmişlerimizde kendine yer edindiğinden bu yana herkes çözüm odaklı. “Zafere giden her yol mubahtır”dan “Aman kimseyle uğraşmayayım, ne isterlerse yapsınlar” arasında giden geniş bir yelpazeden söz ediyoruz. Oysaki çözüm herkesi ortak müşterekte buluşturmaktan geçer; bir şeylerden feragat etmeyi gerektirir. Siz neleri feda etmeyi seçeceksiniz?

Aktif dinlemek

Adı üstünde aktif dinlemenin en temel prensibi anda kalabilmektir. Gerektiğinde dinlediğiniz kişinin anlattıklarını özetleyerek; “Doğru anladım, değil mi? Eklemek istediklerin var mı?” gibi çok basit sorularla alacağınız “tepki”leri dönüştürmeniz mümkün. Gündelik yaşamımızda da karşılaştığımız birçok çatışmanın özü iletişim kaynaklı sorunlara dayanıyor. Söz konusu bir toplantı değilse, çalışma arkadaşlarınızla bire bir iletişim kuracağınız alanlar açmak, onları dinlemeniz için en değerli araçlarınız olacaktır. Dinlemekle duymanın arasındaki farkı unutmadan.

Geri bildirim vermek

Durumu incelediniz, herkesi dinlediniz ve duyduğunuzdan eminsiniz. Bir yol seçtiniz ve o kararı uyguladınız. Şimdi yaptığınız uygulamayı değerlendirme vakti. En başa dönersek en değerli kaynağınız deneyimleriniz. Geri bildirim almadığınız her an deneyimlerinizin güvenilirliğini de tehlikeye atıyorsunuz. Sağlıklı geri bildirim alırken durumu değerlendirerek başlayabilirsiniz. Tekrara düşseniz bile bir de kendi açınızdan olan biteni yeniden anlatmanız, yaşananların sizin ve karşınızdaki kişinin üzerinde yarattığı etkiyi dile getirmeniz, her iki tarafın da ortaklaşmasını kolaylaştıracaktır. Elbette yine dinlemeye açık olmanız ve somut öneriler aldığınızdan emin olmanız gerekiyor. Böylelikle bir dahaki sefere benzer bir durum yaşandığında gideceğiniz yola ilişkin önünüzde çok daha sağlıklı bir harita belirecek.

*

Tüm bu yöntemler başka çalışmalardan size tanıdık gelmiş olabilir. Malum anda kalmayı sadece meditasyon ya da yoga yaparken ulaşmaya çalıştığımız bir hal, dinlemeyi sohbetlerimizde sıra bize gelmeden önce geçiştirdiğimiz bir aşama, geri bildirimi ise eleştirmek için bir fırsat olarak görebiliriz. Oysa çalıştığımız kurumlar da insanlardan oluşan organik yapılar ve insanların temel gereksinimleri her yerde benzer. Bunun ne kadar farkında olursak bulunduğumuz durumdaki sorunların üstesinden gelmek o kadar kolaylaşacaktır diye umuyorum.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir