Bir genç kadının hüzünlü şiiri: Füruğ Ferruhzad

Kale Kategori

20. yüzyılın en büyük şairlerinden biri sayılan Füruğ Ferruhzad, Kale Grubu sponsorluğunda hazırladığımız İlham Veren Topuklar köşemizde konuğumuz.

“Şiirlerim benden önce de vardı, ben onları yazmak için doğmuşum.”

Henüz 17 yaşındayken bir dergide yayınladığı şiiriyle ortalığı birbirine katan, bulunduğu coğrafyanın kadına biçtiği rolleri aşıp kendi tutkusunu kovalamaktan asla vazgeçmeyen bir şair Füruğ Ferruhzad. ‘Ne olursa olsun, ben buyum, böyleyim!’ dememiz icap eden durumlarda çabucak hatırlanmalı, kısacık yaşam öyküsünden ilham alınmalı…

Füruğ Ferruhzad kimdir?

Füruğ Ferruhzad, 5 Ocak 1935 tarihinde Tahran’da doğdu. Şah Rıza’nın ordusunda subay olarak görev yapmakta olan babası Muhammed Ferruhzad, büyüdüğü evdeki ataerkil ve otoriter anlayışın daimi temsilcisiydi. Neyse ki babasının kocaman bir de kütüphanesi vardı ve Füruğ, çocukluğunu hayal alemi ile kitaplar arasında geçirebildi. 14 yaşındayken gazeller yazmaya başlamıştı. Ancak bu yazdıkları hiçbir zaman bulunamadı çünkü kendi ritmini, sesini ve şiirini denediği bu karmaşık formdaki gazellerini babasının bulmasından korktuğu için, hepsini yazdıktan sonra yok ederdi. Üniversiteye gitmesi söz konusu olamayacağından Füruğ, liseyi meslek lisesi benzeri resim, dikiş ve el işleri öğrendiği bir okulda bitirdi.

16 yaşına geldiğinde ise, aile baskısından kurtulup kendi hayatını kurmak isteyen birçok genç kadın gibi o da, evlenerek evden uzaklaşmayı seçmişti. Kendisinden 15 yaş büyük olan Perviz Şapur, uzaktan akrabasıydı ve edebiyatla, sanatla ilgili biri olmasıyla Füruğ’un evlenmekte direttiği bir koca adayı olmuştu. Yıllar sonra vereceği bir röportajda “16 yaşımdaki bu absürd aşk ve evlilik, gelecekteki yaşantımın temellerini bozmuştu aslında…” diyecekti.

                                          Füruğ ve eşi Perviz Şapur

Bir yıl sonra oğlu Kamyar’ı doğurdu ve annelik tecrübesiyle beraber hayatı daha da karmaşık hale geldi. Eşiyle arası hızlı bir şekilde bozuldu. Bu sırada Füruğ, yazdığı şiirlerden birini yayınlanması için Roşenfekr Dergisi’ne göndermişti. 17 yaşındayken yazdığı ‘Günah’ şiiri, derginin baş editörü Nasir Hodayar ile ilişkisi üzerine yazılmıştı. Takma isimle yayınlanan şiir, büyük tepki toplamıştı. Bir kadının işlediği bir günahı ‘lezzet dolu bir günah’ diyerek anlatmıştı! O yıllarda o coğrafyada, görülmüş şey değildi…

Günah

Günah işledim lezzet dolu bir günah
Titreyen esrik bir tenin yanında
Tanrım ne bileyim ne yaptım ben
O karanlık susku dolu zulada
O karanlık susku dolu zulada
Baktım gözlerine gizemleriyle dolu
Gözlerimin çaresiz isteklerinden
Kalbim göğsümde çırpınıp durdu
O karanlık susku dolu zulada
Yanında darmadağın oturdum
Dudaklarıma heves döktü dudakları
Deli kalbimin üzüncünden kurtuldum
Aşkın öyküsünü okudum kulaklarına:
Seni istiyorum ey benim cananem!
Ey bağrı can bağışlayan, seni
Seni ey aşığım benim divanem!

Şiir fazlasıyla dikkat çekince, baş editör ve şiirin muhattabı Hodayar, Füruğ ile yaşadıklarını pornografik bir dille anlattığı bir yazı dizisine başladı. Neticede şiiri de Füruğ’un yazdığı öğrenildi ve ortalık karıştı. Eşi, babası; herkes üzerine geliyordu. Sinir krizleri geçiren Füruğ, intiharı bile denedi.

‘Günah’ şiiriyle ismi duyulan Füruğ, başka dergilerde de şiirlerini yayınlamaya devam etti. Evli bir kadın olarak şiir yazmak onun için bir hobi, ekstra bir ilgi alanı gibiydi ancak zamanla, aslında hep olduğu gibi, şiir onun önceliği haline gelecekti. Kocası artık dergilerle ve yayınevleriyle görüşmek için Tahran’a gidip gelmesini onaylamıyordu. Babasının gölgesi de hâlâ üzerindeydi. Bir ev kadını olmayı mı seçecekti, şair mi olacaktı?

1952’de, ilk şiir kitabı Esir yayınlandı. Romantik, erotik ve bazen de feminist temalar çevresinde dolaşan şiirleri, modern İran şiirine muazzam bir katkı niteliğindeydi. Dönemin ünlü modern şairleri Nadir Nadirpur ve Feridun-i Muşiri gibi isimlerden ilham alan Füruğ Ferruhzad, edebiyat dünyasında gitgide daha popüler hale geliyor, farklı dergilerden teklifler ve röportaj istekleri alıyordu. Ancak bu durum, eşi Parviz için hiç de iç açıcı değildi. Neticede Ferruhzad ve eşi, 1955 yılında, oğulları henüz bir yaşındayken boşandılar. İran’da uygulanan şeriat yasaları gereği, çocuk babada kalacaktı. Şapur, oğulları Kamyar’ı yıllar boyunca annesine hiç göstermedi.

Çocuğundan ayrı düşmek, maruz kaldığı insanlık dışı muamele ve iftiralar Füruğ’un psikolojisinin ciddi şekilde bozulmasına neden oldu ve genç şair, birkaç ay boyunca hastanede tedavi görmek durumunda kaldı. Buradan ayrıldıktan sonra da babasının evine dönmek hiç içine sinmedi, boşandığı için ve üstüne üstlük bir de şiir yazmaya devam ettiği için babası onu suçlamaya devam ediyordu. Kısa bir süre sonra Tahran’da yalnız yaşamaya başladı.

                                                                       Füruğ ve kardeşi Emir Mesud

1956’da ikinci şiir kitabı Duvar yayınlandı. İlkiyle benzer temaları işlediği kitabıyla ilgi çekmeye devam etti. Kısa süreyle bir tiyatroda çalıştı ve ertesi yıl, Avrupa’ya seyahat etti. İtalya’da kısa bir süre film setlerinde çalıştıktan sonra Almanya’ya kardeşi Emir Mesud’un yanına gitti. Burada kaldığı süre boyunca Alman şiiri ile ilgilendi, Almanca öğrendi ve ilgisini çeken modern Alman şiirlerinden bazılarını Farsça’ya çevirdi. 1957’de tekrar Tahran’a döndüğünde kardeşine ‘Burayı özledim, meğer benim yerim tozlu Tahran sokaklarıymış’ yazacaktı.

“Şiir kalbin dilidir. Ben bir kadınım. Kalbimle duygularım bir erkeğinkinden elbette farklıdır; eğer bir erkeğin sesiyle konuşursam yürekten konuşmamış olurum.”

1958’de İran’a döndüğünde üçüncü şiir kitabı İsyan’ı yayınladı. Henüz 24 yaşında yayınladığı bu kitap için sonradan şöyle demişti: “Henüz tamamen şekillenmemiştim; kendi stilimi, dilimi ve entelektüel konseptimi bulamamıştım. Aile hayatı dediğimiz küçük ve kısıtlayıcı bir ortamdaydım ama sonra aniden tüm bunlardan uzaklaştım. Çevrem değişti. Duvar ve İsyan kitapları aslında hayatımın iki evresi arasındaki umutsuz birer çekişmeydiler; bir tür kurtuluştan önceki son nefeslerimdi.”

Tahran’da tanıştığı ünlü İranlı yönetmen ve yazar İbrahim Gülistan, Füruğ Ferruhzad’ın hayatında yeni bir evre olacaktı. Gülistan Film Organizasyon Şirketi’nde sekreter olarak işe başlamış, kısa sürede yeteneği keşfedilince şirkette editör olarak yükselmişti. Film kurgusu için eğitim almak üzere İngiltere’ye gitti ve döndüğünde de belgesel projeler üzerinde çalışmaya başladı. Bu sırada Gülistan Film için yapılan diğer projelerle ilgileniyor, bazı filmlerde kısa roller alıyordu.

Yönetmenlik becerisini burada ortaya koyan Füruğ, Tebriz’deki bir cüzzamlılar evi ile ilgili bir belgesel hazırlaması için teklif aldı. Böylece bilinen ilk filmi Ev Karadır (Khaneh Siah Ast) ortaya çıktı. Cüzzam hastalarının izole yaşamını şiirsel bir dille anlatan kısa belgesel, kısa sürede oldukça ilgi çekti ve 1964’te, Almanya Oberhausen’deki Uluslararası Kısa Film Festivali’nde En İyi Kısa Belgesel ödülünü kazandı.

Ev Karadır filmi yalnızca kariyer anlamında Füruğ’un hayatını değiştirmemişti. Çekimler sırasında tanıştığı, el ele diz dize oturduğu cüzzamlı ailelerden birinin küçük oğlu ile bir gönül bağı kurmuştu. Hüseyin adındaki bu küçük oğlan, ona yıllardır görmediği oğlu Kamyar’ı hatırlatıyordu. Burada çok zor şartlar altında yaşamaya çalışan Hüseyin’i evlatlık aldı. “Kamyar’ı düşünmek ve oğlum için dertlenmek beni rahat bırakmıyordu, beni öldürüyordu. Hüseyin geldiğinden beri daha huzurluyum. Aslında bazen onun yüzünde Kamyar’ı görüyorum. Ellerinin tutup saçlarını okşarken Hüseyin mi Kamyar mı diye hiç düşünmüyorum. Farkı yok. Hissediyorum, o benim oğlum…”

1964’te Almanya’da filmiyle ödül aldıktan kısa bir süre sonra Füruğ Ferruhzad, “Yeniden Doğuş” (Tavalodi Digar) adlı son şiir kitabını yayınladı. Bu, onun için gerçek bir yeniden doğuş olacaktı. Daha önceki şiirlerinde ‘şiirin içinde yeterince köklenmediğini’ hissettiğini söyleyen Füruğ, ‘keşke ilk kitabım Yeniden Doğuş olsaydı’ bile diyecekti. Artık yeni dünyaları keşfetmiş, hayatındaki erkekler tarafından sürekli kısıtlanan o alanların dışına çıkmış ve kendini tam anlamıyla ifade edebilmeye başlamıştı.

Birlikte çalıştığı yönetmen İbrahim Gülistan ile aralarında aşk dedikoduları duyulmaya başlanmıştı ve bu da bir kez daha Füruğ’u zor durumda bırakıyordu. Evli ve çocuklu bir adam olan Gülistan, her daim dostça Füruğ’un yanında oldu ama beraber çeşitli toplumsal zorluklara da göğüs germek zorunda kaldılar.

Yeniden Doğuş kitabı yayınlandığında Füruğ kariyerinin ve yaratıcılığının doruğundaydı. Filmler yapıyor, durmadan yazıyor, bazı filmlerde roller alıyor ve bir yandan da yeni hevesi resim ile uğraşıyordu. Ancak ne yazık ki çok kısa bir süre sonra, Şubat 1967’de, ani bir trafik kazası sonucu bu dünyadan ayrıldığında dünyayı daha nice eserlerinden mahrum bırakacaktı.

Öldüğünde henüz 32 yaşındaydı. Entelektüel camia tarafından çok saygı duyulan bir şair ve sanatçı olmasına karşın, İran’ın muhafazakar kesimi tarafından utanmazca yargılanmaya ve kötülenmeye devam ediyordu. Din adamları cenaze namazını kıldırmak istemediği için cenazesi iki gün bekledi ve neticede bir yazar tarafından cenaze töreni yapılabildiğinde, yüzlerce seveni yas içinde bir araya gelmişti.

Kendi gerçeğinin peşini hiçbir zaman bırakmamış olan, hayatını sanatından hiçbir zaman uzaklaştırmayan bu aşk dolu kadın daha uzun bir ömür sürebilseydi şüphesiz tüm dünya onun bakış açısından ve şiirinden bolca nasiplenebilecekti. Ancak kısacık ömrüyle bile, en çok da biz kadınlara ilham olabilmeyi başardı Füruğ Ferruhzad…

“İnandığım başka bir şey de hayatın bütün anlarında şair olmanın gerekliliğidir. Şair olmak, insan olmaktır. Günlük davranışları şiirleriyle hiç bağdaşmayan bazı insanlar tanıyorum. Yani sadece şiir yazdıklarında şair oluyorlar, sonra bitiyorlar. İki yönlü olduklarından fakir, kıskanç, mutsuz, dar fikirli, zalim, pisboğaz, açgözlü bir insan olup çıkıyorlar. İşte, ben bu adamların sözlerini kabul edemiyorum.”

Son kitabı “İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına”, ölümünden sonra derlendi ve yayınlandı.

İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına

selam sana ey yalnızlığın garipliği,
odayı sana bırakıyorum
kara bulutlar her zaman çünkü
arınmanın yeni ayetlerinin peygamberleridir
ve bir mumun tanıklığında
apaydın bir giz var onu
o sonuncu ve o en uzun yalaz iyi biliyor

inanalım
soğuk mevsimin başlangıcına inanalım
düş bahçelerinin yıkıntılarına inanalım
işsiz devrik oraklara
ve tutsak tanelere.
bak nasıl da kar yağıyor.

belki de gerçek o iki genç eldi, o iki genç el
durmadan yağan karın altında gömülmüş olan
ve bir dahaki yıl, bahar
pencerenin arkasındaki gökyüzüyle seviştiğinde
ve teninde fışkırdıklarında
uçarı yeşil saplı fıskiyeler,
çiçek açacak olan o iki genç el
sevgili, ey biricik sevgili

inanalım soğuk mevsimin başlangıcına

 

 

Kale Kategori

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir