İletişimde kalbin etkisi

İş hayatında kadın olmak… Yakasının rengi, mevkisi, maaşı, konumu ne olursa olsun, kadının iş hayatında var olması bir süper kahramanlık hikayesi gibi.

Eğitiminiz, meslek seçiminiz gibi geçmişte bırakılan kilometre taşlarını inşa etmekle başlar bu süper kahramanlık hikayesi. Bu dönemde, seçimlerin değeri anlaşılır, bunlar için ne kadar emek verdiğiniz hesaplanır. İş hayatındaysanız hem birey, hem kadın, hem de çalışan olma hallerini ayrı ayrı yaşarsınız.

Evlilik kararı önemlidir. İş hayatınızla özel hayatınızın köprü görevi yapıp yapmadığı, “evimiz nerede olsun?” merakından daha önce gelir. Gelmelidir de… Zira bu kararınızla ilgili iş yerinize açıklama yapmak durumundasınızdır. “Bu kararınızda ciddi misiniz?” “Evlendikten sonra çalışmaya devam edecek misiniz?”

Düğün zamanı gelip çattığında, el yükseltilebilir ve konu balayına gelebilir. Balayı için izin kullanacağınız haftanın önemli bir etkinliğe denk gelmesi söz konusuysa, sizden balayı ortamını ofise çevirmeniz hiç düşünülmeden istenebilir. Gelen isteği dinlerken siz kızarır, sıkılırsınız ama karşınızdaki bunları söylemekten hiç gocunmaz. Aslolan iş hayatıdır. Sürdürülebilirlik gibi önemli bir kavram bile böylesi durumlarda kullanılan anlamsız bir kavrama dönüşür…

Düğündü, balayıydı, evlilik hayatıydı derken zaman ilerler. Yüzünüzde müthiş bir mutluluk, bir gün işe gidersiniz ve hamile kaldığınızı söylersiniz. Sizi kutlayanlar hemencecik kaç ay daha burada olacağınızı düşünüp parmak hesabı yapar. Hem de gözünüze baka baka… Bakalım hamileliğin önemli bir işe denk geliyor mu? “Elindeki işleri yavaş yavaş ekip arkadaşına devret” önerileri artar. Siz yokmuşsunuz gibi planlar yapılır. Sizin doğum izninde olacağınız zamanlar için hüzün duymanıza şaşırılır. Oysaki siz aynı kişisinizdir. Değişen sadece her gün git gide büyüyen karnınız ve artan, yükselen hormonlarınızdır.

Doğumu yaparsınız, ne zaman işe döneceğiniz sorulur. Sorulsun elbette ama yeri ve zamanı da önemli değil midir bu sorunun? Çalışırken çok da önemli olduğunuz hissettirilmezken, kucağınızda bebeğinizle kaldığınız anların birileri tarafından acımasızca hesaba tutulduğunuzu duyarsınız. Sadece duymakla kalmaz, hissedersiniz de… Annelik gibi bir mertebeye yükselmişsinizdir, yani kıymeti pek bilinmeyen bir krallığın kraliçesisinizdir.

Süt izinleri işlere, süt dişleri uykusuz gecelere, anne ile bebeğin kitaplarda da yazan o kaliteli geçirilmesi söylenen zaman dilimleri kabusa dönüşür. Bebek ağlar, siz ağlarsınız. Çocuk büyür, çocuk uyur, çocuk gelişir… Kadın mıyım, anne miyim, ilkokulda saçı örülen o minik kız mıyım diye düşünür durursunuz. Kafalar karışır, işler karışır.

Herkes sizden yüzde yüz performans bekler. Olimpiyatlardaki tüm oyunlardan altın madalya bekler gibi. Mümkün müdür diye soran olmaz. Neden sorulsun ki, o sizin sorununuzdur.

İş görüşmesi için sizi arayan insan kaynakları uzmanı, sabah erkenden sizi mülakata çağırabilir. Çocuğumu okula bırakacağım, farklı bir saat belirleyebilir miyiz sorunuza geçiştirme bir cevap verebilir. Mülakata gitmek için çocuğumu okuluna nasıl bırakabilirim sorusunu kendinize bile sormamanız beklenir. Yıllarca sabahın karanlığında iş yerinde masanızda olmanızın hiçbir önemi yoktur artık.

Kadın dayanışması ifadesi hep iyi hissettirmiştir. Genelde bu tür yaşanılan olayların içerisinde kadın çoğunluğunun olması da üzücüdür. Anne olan kadın, anne olan diğer kadını anlamak istemez. Kaygılarını, korkularını, heyecanını, coşkusunu en çok anlayacağı o kadınlar, o günlerde sertleşir. Gökkuşağı gibi rengarenk olması gereken yürekler hortum yaratır, kasırgaya dönüşür, yakıp yıkar.

İletişimin kalbe ihtiyacı vardır. Duyulmaya, hissedilmeye, hayata geçirilmeye hatta yaşamın içerisinde bütünleşik bir biçimde varolmaya ihtiyacı vardır. Renklerini hep yaşatan, duygularıyla daha da güçlü olan kadınların iş hayatında artması, giderek çoğalması ve yüreklere dokunması dileğiyle…

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir