Ana Sayfa DİŞİTAL SESLER İçimdeki ‘Geleneksel‘

İçimdeki ‘Geleneksel‘

Kadın olmak, anne olmak ve toplumdaki yerin… Toplumun senden beklentisi, zaman zaman baskısı… Beklenenler, karşılamak için uğraştıkların ya da isyan ettiklerin…

Anne olduktan sonra tamamen  değişen hayatlar… Üstün varlık olma yolundaki ilk adım, doğum! Doğumdan sonraki alışma süreçleri ve bebeğinizin tüm ihtiyaçlarını karşılama isteğinizle yettiğiniz, zaman zaman yetemediğiniz ve  karamsarlığa düştüğünüz zamanlar…

‘Üstün varlık olma yolundaki anne’ diyorum çünkü toplumda annelerden beklenen böyle bir şey! Her şeyi yapan anneler; çocuğuna bakar, onun gelişimi için sağlıklı yemekler yapar, evini  temiz tutar, market alışverişine gider, aynı zamanda kızını ihmal etmeden onunla oyunlar oynayıp iyi vakit geçirmeye çalışır. Bunlar benim yapmaya çalıştıklarım. Eh, bu kadar şeyi aynı anda yapma çabası da bana bazen fazla geliyor. Zaman zaman isyan ettiriyor, özellikle benim gibi doğum öncesine kadar çalışan biri iseniz, evdeki sorumluluklar ağır gelebiliyor.

Akşam olup baba gelince sorumluluk paylaşılıyor belki ama yeterli gelmiyor çoğu zaman. Bazı kadınlar için daha kolay baş edilebilen  ya da kabul edilebilen bir süreç belki ama bende işler öyle olmadı. Doğumdan sonraki alışma sürecinde, ki bu genelde kırk gün kabul edilir, yanınızda anneniz ya da kayınvalideniz olur ki size ev işleri ve yemekte yardımcı olarak kabul edilir. Ama sadece bununla kalmaz, emzirme seanslarınıza kadar hep başınızda olurlar. Bu bazen iyi gelir, bazen çok fazla. O ayarı oturtamazsınız zaten o süreçte, ortalık malı gibi, her yaptığınız takip edilir.

Eğer ki ameliyatlıysanız, ben öyleydim ve iyileşme sürecini ‘fiziksel ‘ olarak iyi atlattığımı düşünüyordum, iyileşme süreci bittiğinde eşiniz de dahil gelen misafirleriniz sizden yemek  de bekler, ilgi alaka da. Sizin bazen tek istediğiniz “bir iki saat bebeğinize göz kulak olsalar da siz de tek başınıza bir kafeye gidip, kahve içip kitap okusanız” olur. İlk aylarda hayal gibi bir şeydi bu. Fazla gazlı çok ağlayan bir bebeğiniz varsa; “bu bebek niye çok ağlıyor”lar, “sütün mü yetmiyor”lar… Hadi süt de azaldı sonra, sütten de olduk iyi mi! Pek çok ağlamalar, krizler, pek çok bilinmeyenler  ve zaman hızlı geçer, doğan büyüyor. Boşuna dememişler…

Peki ya ben, bana ne oluyordu bu süreçte? Şu an kızım 1,5 yaşında ve ben iletişimimiz arttıkça daha da seviyorum annesi olmayı. Onunla birlikte kendimi de büyütüyorum, keşfediyorum. İçimdeki toplum baskısını güncelliyorum sürekli, niye orada, nasıl yerleşmiş, benden ne istiyor? İçimdeki geleneksel  kadına sesleniyorum; ne kadar da güçlü bir temel üstüne inşa edilmişsin, onca depreme ve isyana ragmen bana mısın demedin! Geleneksel olan kötü demek istemiyorum, ama bu hal; eğer ki insan olarak sizin üretmek istediklerinizi, yapacaklarınızı engelliyorsa ve size ait durmuyorsa bazı yaptıklarınız, zorunluluk gibi yapılıyorsa, o zaman işte geleneklere bulanmışsınız demek oluyor.

Kadın,erkek fark etmez insan olmak düşünmektir, üretmektir. İster çocuk bakarken, temizlik yaparken, ister bilgisayar başında proje üretirken. Sorun şu ki, eğer toplum size anne olunca bir rol model dikiyor ve giydiriyorsa, ya da siz zaten böyle öğrenmişseniz, farkına bile varmadan o elbiseyi giyiveriyorsanız, belli bir süre sonra size dar gelmeye başlıyor, içinde nefes alamaz oluyorsunuz. Hatta kendinize “bana ne oluyor” diye sorup bunalıma giriyorsunuz.

Peki şimdi ne olacak? Doğumdan önce mimar olarak devam eden kariyerim devam edecek mi? Gerçekten yapmak istediğim ne, yine küçük ya da sözümona profesyonel mimarlık ofislerinde, şikayet ederek çalışan mimarlardan mı olacağım, yoksa kendimi keşfetme yolunda, derinlerdeki o bana ait olan inciyi bulup çıkartabilecek miyim? Şu an hepsi birer muamma!

Tüm bu bilinmezler, sorgulamalar, keşfe çıkan iç sesler, bir zaman illa ki rayına oturacak. (Umuyorum!)  Kim bilir, belki de geleneklerle harmanlanarak kendini bulan iç seslere dönüşecek.

 

Ayşe Gül Gürdan Taşkıran
Ayşe Gül Gürdan Taşkıran
Okumayı, yazmayı, müziği, doğayı seven, kendi yolunda, kendini ve hayatı keşfe çıkan bir kadın. Bazen hayalperest, bazen isyankar, bazen araştırmacı, bazen hiçbir şey, bazen her şey. Aynı zamanda bir anne ve bir mimar.
Önceki İçerikİletişimde kalbin etkisi
Sonraki İçerikValentin’i hatırla!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

#cüretet’tim Memelerimi Aldırdım

Meme ne dişi bir kelime değil mi? Maalesef ülkenin büyük çoğunluğu ne yazık ki hala meme demekten çekiniyor. Karşı cinse memeyle ilgili bir rahatsızlığını anlatırken...

Şimdi Kaldırdığın O Eli Yavaşça Aşağı İndir!

Bir kadının, yaşadığı hayat boyunca, içinde binlerce kadın ölür ve yerine yenisi doğar. İlk kez aldatıldığında biraz masumiyetinden kaybeder. Annesiyle her kavga ettiğinde kendi...

Eşiksellik ve Belirsizlikte Asılı Kalma Hali

Antropoloji yazınında bir kaç isim var. Keşke herkes bilse okusa dediğim. Zamanı geçmeyen, eskimeyen ve farklı bağlamlarda bile bir açıklama getiren kuramları ile hayatı...

2020’ye Mektup ve Özetler: Sıra Dayağı, Kapitalizmin Sonu, Bireysel Sosyal Sorumluluk

Hiçbir yılı bitirdiğimde oturup “ben bu yıl neler fark ettim, neler öğrendim?” diye düşündüğümü hatırlamıyorum. Ki, hayatı pamuk şeker tadında geçmiş birisi de değilim....

Aşağı bakmayacağız

Biz bu komutu çok iyi biliyoruz. Biz bu toprakların kadınları olarak bu komutu kimseden almasak bile kendi iç sesimizden duyuyoruz. Boğaziçi Üniversitesi’nin atanmış rektörü Melih...