Türkiye’de babalığın hep yanlış anlaşılması

Kadınla alakalı her şey gibi annelik de zaman içinde ilgili ilgisiz herkesin yorumuna maruz kalmış, sürekli belli kalıplara dahil edilmiştir. Geleneksel annelik malum “yalın ayak taşa basma çocum” kaygısında, saçını süpürge eden şefkat timsalinde toplanır. Ardından meşhur “çocuk da yaparım kariyer de” sloganı dahilinde kadının endüstriyel çalışma hayatına dahili ve bir kenarda çocuğunu da büyütmesi teşvik edilir. Kadın ekonomik özgürlüğünü eline almalı ama bu esnada ev işlerini ve anneliği de ihmal etmemelidir. Günümüzde artık pompalanan; anneler hem çalışsın, hem çocuk yapsın, hem bakımlı olsun, hem “organik anne” olsun. Giydirdiği tulumun yüzde yüz pamuk olmasına özen göstersin, yoğurdunu da evde kendi mayalasın, aynı zamanda son moda doğum günü partilerini de organize etsin. Hem geleneksel hem modern, tüm kimlikleri bir arada bulundursun. Bu akımda sosyal medyanın etkisi de yadsınamaz muhakkak.

Peki kadınlar/anneler üzerindeki beklentiler her geçen gün katlanarak büyürken, bu arada babalardaki dönüşüm nedir? Babalardan beklenen neydi, nasıl değişti? Önümüzdeki değişimin neye evrilmesi bekleniyor?

Babalarımızın aksine, bizim neslin babaları çocuklarını sahiplenir oldular. “Annene sor” cümlesi giderek yerini “nasıl yapsak”lara bırakıyor. Artık parklarda (özellikle de hafta sonları) daha çok baba var. Daha en başında hamilelikteki doktor kontrollerine kadınlar artık kendi anneleri veya kayınvalideleriyle değil bu bebekle ilgili birinci diğer özne olan babayla gidiyorlar.

Bu yeni kocalar bir önceki nesil tarafından yer yer pek takdir ediliyor: “Ayol bizim damat pek ilgili, kız emziriyor, damat gazını çıkarıyor.” Dünyadaki en adil işbölümü erkeğin yaptığı dev bir fedakârlıkmış gibi lanse ediliyor, orası başka konu. Ayarın kaçtığı düşünülüyorsa şayet inceden eleştiriliyor: “İnanır mısın kakasını bile değiştiriyor, bu kadarı da ne bileyim, biraz şey…” Tüm bu takdirler ve eleştirilerle birlikte babalığın da dönüşen bir yerde olduğu muhakkak, çünkü bu zaten kaçınılmaz.

Gel gelelim olması gerektiği şekilde ebeveyn olan babalar “baba kimliğine” halel getirdikleri için eleştiriliyorlar. Öncelikle değişmesi gereken baba kelimesine yüklenen anlam ve çağrıştırdıklarıdır. Bu toplumda birinden “çok baba adamdır” diye bahsettiğinizde o kişinin şefkatle bakım veren bir kimliği olduğunu vurgulamazsınız. Baba adamlar, korur kollar, otoriterdir, muktedirdir. Süleyman Demirel’dir baba, Müslüm Gürses’tir. Ağırlığı olur babanın, agucuk bugucuk yapmaz baba dediğin. İşte değişmesi gereken tam olarak bu. Çünkü babalık, erkekliğin dönüşmesindeki en önemli aygıtlardan biri. Baba figürünü dönüştürmeyi başarabilirsek erkekliği dönüştürmek konusunda da çok yol alabiliriz.

Açev’in hazırladığı Erkeklik ve Babalık Halleri Raporu bu dönüşüme dair umut vaat ediyor. Raporda (1) geleneksel, (2) yeni geleneksel, (3) hevesli/gayretli ve (4) çizgi dışı olmak üzere dört tip babalık ortaya koyulmuş. Bu kategorilerin neye tekabül ettikleri isimlerinden de anlaşılıyor malum. 4. kategoriye “çizgi dışı” adının koyulması bu tür babalığın bütünüyle eşitlikçi, çocuklarıyla ilişkisinde mesafeleri tamamen kaldırmış olmasından kaynaklanıyor, çünkü yüzyıllardır inşa edilmiş olan “çizgi”nin çok dışında bir duruş bu. Çizgi dışı addedilen babalık toplumun genelini ifade etmede çok yetersiz kalsa da hevesli/gayretli babaya yöneltilen yaklaşım oldukça memnun edici. Babalık dönüşüyor, dolayısıyla erkeklik dönüşüyor.

Uzun süre Anneler Günü’nde annelere alınan ev işlerine ilişkin hediyelerin toplumsal cinsiyet rolleri açısından ne kadar sorunlu olduğu tartıştık. Şükür ki şimdi “o mutfak robotunu kafana fırlatırım” noktasına varabildik. Şimdi artık “babana al sen o robotu” diyebilmenin vakti. Babalar Günü için sunulan hediye önerileri de babalığı inşa etmede çok belirgin mesajlar verir. Çakmak, cüzdan, tesbih üçlüsünden oluşan setlerin betimlediği baba figürü sigara içer, parası vardır ve racon (!) bilir. Hukuk, sosyoloji, medya tüm disiplinlerden yapılan çalışmaların topyekun bu meseleye eğilmesiyle hızlı sonuç alınabilir.

Yıllar evvel bir kadın örgütünün düzenlediği, katılımcıların %90’ının kadın olduğu bir şiddet atölyesinde biri demişti ki “kadınlarla yeterince çalıştık, artık erkeklerle çalışma vakti.” Oklar kadınlardan alınıp erkeklere döndürüldüğünde, erkekliği dönüştürdüğümüzde tadından yenmeyecek.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir