Sen bu kadınların avukatı mısın Aslı?

Aslı Karataş, dijitaltopuklar.com yayına başladığından beri yazılarıyla sitemize katkıda bulunan, toplumsal cinsiyet ve feminizm üzerine yazdıklarıyla binlerce kadına ilham olan feminist bir avukat. Üstelik öyle hevesli bir avukat ki, hem ‘bu kadınların avukatlığını’ yapıyor, hem de bilgisini ve deneyimini aktararak, yazarak ve paylaşarak cinsiyet adaleti mücadelesine hizmet ediyor.

Yakın zamanda kurduğu blogu Sebuka, “sen bu kadınların avukatı mısın?” sloganıyla dikkat çekiyor. Aslı ile aktivizm, hukuk ve kadın çalışmaları üzerine kısa bir söyleşi yaptık…

 

Bize kendini anlat, Aslı Karataş kimdir?

Çocukluğum Kocaeli’de geçti. Liseyi yatılı okudum. 7 yıldır avukatlık yapıyorum. 2 yaşında bir oğlum var. Aynı anda hem avukatlık, hem annelik, hem de kadın hakları aktivizmini bir arada yürütmeye çalışıyorum. Öte yandan bu üç kimliğin birbirini çok beslediğini düşünüyorum. İletişim çağında örgütlü mücadeleye dair büyük katkılardan birinin bilgi birikimimizi sağlıklı şekilde birbirimize aktarabilmek ve tartışma platformlarını etkili şekilde inşa edebilmek olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple bir websitesi kurdum ve sosyal medya hesabı açtım. Bildiğim, okuduğum, öğrenmeye devam ettiğim konular hukuk, annelik ve feminist politika. Esas itibariyle bu üç başlık altında düşünüyor ve yazıyorum.

Kadın konuları hayatında ne zaman yer almaya başladı?

Ergenliğe girdiğimden beri bu konunun gündemimde olduğunu söyleyebilirim. Kadın nüfusunun çok kalabalık olduğu bir ailede büyüdüm. 5 tane halam var, 3 kız kardeşiz. Etrafımda çok fazla güçlü kadın vardı. Bir taraftan da yoğun şekilde toplumsal cinsiyet rolleri icra ediliyordu ailemde. Bunda bir terslik var. Toplumsal cinsiyet meselesi ilk olarak lisede gündemime girdi, hep feminist okumalar yaptım. Türkçe’de ‘gender’ kelimesinin tam bir karşılığı bile yokken ortada çok derin politik bir mesele vardı. Hukuk okurken de seçmeli derslerimi hem feminist felsefe ve güncel politika seçtim. Lisanstayken de, yüksek lisanstayken de hep haricen çeşitli kadın örgütlerinde gönüllü ya da ücretli işler yaptım. Zaman ilerledikçe bu konu daha yoğun şekilde gündemimde yer almaya başladı.

Neden avukat oldun?

Aslında biraz tesadüfen oldu. Ben esasen siyaset bilimi okumak istiyordum. Politika üretmekti niyetim. İstediğim okula puanım yetmedi. Herhangi bir okulda politika okumak da istemedim. Biraz babamın teşvikiyle hukuk okudum. Bana derdi ki, “sen bu mesleği edindikten sonra da politika okuduğunda çalışmak istediğin yerlerde çalışabilirsin zaten.” Haklı da çıktı.

Hukuk okumak bana çok önemli bir vizyon kazandırdı. Hukuk okuyunca otomatik avukat olunmuyor tabi. Hukuk nosyonu ayrı bir katkı, avukatlık nosyonu ayrı bir katkıydı bu sürece. Avukatlık mesleği zaten özü itibariyle bir savunuculuk sanatı. Savunduğum fikirleri sunabilme yöntemlerini öğretti bana avukat olmak ve tabi bir mecra da sağladı.

Ürettiğimiz politikanın hukuki penceresinde neler var? Nelerin değişmesi lazım ve hukuk bunun için nasıl bir aygıt olur? Bu soruları yanıtlamak adına avukat şapkası benim için çok isabetli oldu. Avukat olmak derdini anlatabilmeyi öğretiyor insana bir yandan da, önemli bir iletişim becerisi kazandırıyor ve bu çok önemli bence. Hukukun içinde adalet de var, arayışında olduğumuz şey de bu aslında. O sebeple iyi ki avukat olmuşum diyorum.

Sen bu kadınların avukatı mısın?

Öyleyim! Bu slogan benim için çok önemli. Toplumda bir algı vardır. Birisinin hakkını savunursanız “sen onun avukatı mısın” derler hemen. Sanki biri adına savunma yapmak yanlış bir şeymiş gibi lanse edilir. Savunma yapması beklenen taraf yalnız bırakılır.

Cinsiyet temelli ayrımcılık dünyadaki ayrımcılıkların aslında en kapsamlısı diyebiliriz. Üstelik de yüzyıllardır inşa edilmiş bir roller bütünü var. Dolayısıyla çok işimiz var. Bu mücadeleden başarıyla çıkmanın yolu hiç kuşkusuz, örgütlenmekten geçiyor. Birlikteyken çok daha güçlüyüz. Cinsiyet ayrımcılığına maruz kalanlar olarak bir arada durduğumuz zaman, birbirimizi savunduğumuz zaman, elimizden ne geliyorsa onu mücadeleye koyduğumuz zaman ancak yol alabiliriz. Sonrasında önümüz çok açık. Ben buna inanıyorum.

Sebuka neden ve nasıl ortaya çıktı, neler yapacak?

Sebuka fikri aslında Dijital Topuklar’la ortaya çıktı. 2018 Zirvesi’nin #tutkunubul sloganı beni çok cesaretlendirdi. Uzun senelerdir haricen çalıştığım bir konu bu, fakat hayatımın çok kıyısında köşesinde yer tutuyordu. Sürekli yayınlanan İlham Veren Topuklar bu anlamda beni çok teşvik etti. Aşama aşama gelişti her şey. Teknolojiye uzak olduğum için internet sitesi açma fikri başlarda bana çok zor görünüyordu. Bilgisayar mühendisi bir kadın arkadaşım bana ilk gazı verdi, sen başla ben yanındayım dedi. Sitenin adını da o buldu. İsim çok hoşuma gitti fakat bir marka oluşturması için çok uzundu. Perihan (Gürer) “Sebuka” olarak kısaltalım dedi. Bir başka tasarımcı kadın arkadaşım logosunu tasarladı. Her şey o kadar kadın dayanışmasıyla bir anda şekillendi ve hızla ilerledi ki bu beni daha da motive etti.

İlk başta sadece yarı-profesyonel bir blog olarak düşünüyordum. Bir avukatın kaleminden cinsiyetçi hukuk tartışmalarını yürütmek, feminist politika üretmekti niyetim. Ardından zaten halihazırda tuttuğum karar arşivimi de yükledim, bu da önemli bir kaynak oldu. Şimdi de sık sık kimi hukuki ihtiyaçlar tespit ediyorum. Sebuka ile bunlara yanıt vermek niyetim. Örneğin beyaz yaka kadının kurumsal hayatta maruz kaldığı cinsiyetçilik feminist mücadelede çok yer tutmuyor. Bunların konuşulması lazım. Feminist politika Marksist söylemle çok iç içe yürüyor. O sebeple kimse patronun kızı olmakla patronun oğlu olmak arasındaki farkı da tartışmıyor. Biraz bunları konuşabilmek ve alternatif çözüm mecraları yaratabilmeyi umuyorum.

Yazmak sana ne ifade ediyor?

Yazmak benim düşünme biçimim aslında. Ben akademik okumaları da not tutmadan yapamam mesela. Bir okuma defterim vardır, aklımda kalmasını istediğim satırları okurken oraya aktarırım, sonra döner okurum. Bilginin üstünde düşünülmesi ve tartışılabilmesi için yazıya dökülmesinin şart olduğunu düşünüyorum. Yazı olarak ortaya koyduğunuzda muhatabınıza netlikle sunabiliyor, onun da üstünde düşünebilmesi için imkan tanımış oluyorsunuz. Biraz benim kendimi anlatma biçimim. Konuşmak da bir yöntem fakat sonrasında “aslında öyle demek istememiştim” açıklamasına daha müsait bir alan sözlü iletişim. Yazarken düşünüp esasen ne demek istediğimi daha doğru aktarabildiğim bir imkan olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda Sebuka benim portfolyom da olmuş oldu. Yakın çevrem de hiç tanımadığım insanlar da yazdıklarım üzerinden beni tanıdılar, fikirlerimden haberdar oldular. Kullandığım en etkili iletişim biçimi diyebilirim.

Peki Aslı’nın hayalleri neler? 

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlandığı bir dünya! Bu hayalin hayal olmaktan çıkması çok büyük hayalim diyebilirim. Mecliste, kabinede kadın temsilcilerin çoğalmasını, kadınsız panel/konferans olmamasını bu yöndeki somut hayallerim olarak sıralayabilirim. Kadın mücadelesinin dünyayla aynı hızda ülkemizde de sürmesi, ülkeden kaçan entelektüellerimizin geri dönmesi de çok büyük bir hayalim. Feminist mücadele adına tüm dünyada ve ülkemizde de esen bir rüzgar var. Bu rüzgarın hareketin içini boşaltma tehlikesini de beraberinde taşıdığını düşünüyorum. O sebeple bu rüzgara doğru yelkeni kırmayı da ayrıca çok önemsiyorum.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir