Ona kısaca siber zorba diyebiliriz

Bundan beş yıl öncesine kadar herhangi bir gerekçe gösterememe rağmen özellikle yaşayan yerli yazarlara karşı, kıramayacağıma inandığım bir önyargıya sahiptim. Yerli yazarımızın ‘çok satanlar’ listesinde olması ya da gerçekten ‘iyi yazıyor’ olması önyargımı kırmak için yeterli değildi. Geçtiğimiz ay çok sevdiğim bir yazarın söyleşisinde bilinçaltımdakileri açığa çıkararak sesli düşünme fırsatım oldu.

“Yerli yazarlara arşı neden önyargılıydım bilmiyorum. Sanırım kıskanıyordum onları, evet evet hem de çok kıskanıyordum. Çünkü ben de yazdıklarımın kitaplaşarak okuyucuyla buluşmasını istiyordum ancak bunu yapamıyordum, onlar yapabiliyordu.”

‘Elinden tutan kuvvetli birileri, yüksek yerlerde tanıdıkların yoksa kitap çıkaramazsın, hasbelkader çıkarsan bile başarılı olamazsın. Eğer biri yazdıklarıyla dikkat çekiyorsa, onu arkasından itekleyen birileri vardır’ şeklinde başarısızlığıma taktığım harika bir kulp vardı. O insanların ‘gerçekten’ başarılı olmuş olabileceği ihtimalini kabul etmektense böyle bir düşünceye sığınmak, kendi ‘başarısızlığımı’ daha kolay sindirmemi sağlamıştı.

İlk kitabım çıktığında Instagram’da on bin takipçim bile yoktu, bugün üç kitabı raflarda olan bir yazarım. Yazdıklarımın tek bir satırını bile okumadan, “Sen kim oluyorsun da kitap yazıyorsun mesleğin nedir? İyi ki Instagram var her önüne gelen de kitap çıkarıyor” minvalindeki eleştirilerin hedefi olunca, geçmişte takındığım tavrın altında yatan sebepleri daha iyi anladım. Hayatım hakkında hiçbir fikre sahip olmayan insanlar, yazdıklarım kitap haline gelene kadar hangi yollardan geçtiğimi bilmeden dikenli sözlerle yaralamaya çalışabiliyorlar.

Bunu çok iyi tanıyorum; zamanında ‘başarısızlığıma’ uydurduğum kılıfın ta kendisi değil mi?

Şimdi gelelim zurnanın zırtladığı, işlerin zıvanadan çıktığı yere. Valla ya, iyi ki bi’ Instagram var. Yoksa nasıl akıtırdık kalbimizdeki zehri? Zihnimizdeki irini nasıl boşaltırdık? Biz bunca yıl orta yerimizden çatlamadan nasıl yaşamışız hayret doğrusu. Sağol Instagram, sayende bir tıkla kurtuluyoruz içimizdeki katrandan. Çok mu sert gidiyorum acaba katran, irin mirin? Yok ya, bence az bile söylüyorum.

Her nasılsa fotoğraf karesine kıyıdan köşeden giriveren boş bir şarap şişesinin verdiği yetkiye dayanarak, birileri hakkımda ‘günahkâr ve kötü anne’ yaftasını yapıştırabiliyorsa,

‘Moda blogger’ ı olmayan, kendi halinde hayatının yalnızca küçük bir kısmını paylaşan bir kadın olarak ‘kıyafetim nasıl olmuş, çantam yakışmış mı?’ diye sormadığım halde giyimime kuşamıma dil uzatma hakkını kendinde bulabiliyorsa birileri,

Günümün her anını, evimin kıyısını köşesini paylaşmaz, eşya ve ev dekorasyonumla ilgili insanların fikrini sormazken; üstelik evim/zevkim hakkında tanımadığım insanların fikrini gerçekten ama gerçekten hiç merak etmezken, amacı yalnızca kitap tanıtımı olan fotoğraf karesinde görünen bir sandalyemin demodeliğinden dem vuruyorsa bir başkası,

Saç rengim ya da makyajım ya da kaşım gözümle ilgili fikirlerini zerre önemsemediğim gibi sormadığım halde her fırsatta saçıma, başıma gözüme dil uzatabiliyorsa diğeri,

Ramazan ayında tatile gitmeyi tercih ettim diye hadsizce benim Müslümanlığımı yargılama hakkını kendinde bulabiliyorsa öteki, kusura bakma ama katran ne ki, az bile söylüyorum ben.

Sokakta, çarşıda ya da misafirlikte karşılaştığımız insanları kolundan tutup ‘kaşın çok iğrenç hiç olmamış, bu pantolonun altına böyle mi ayakkabı giyilir zevksiz, bu halının modası geçeli bin yıl oldu neden değiştirmiyorsun, burnun yamuk yaptırsana’ diyebiliyor musun? Peki Instagram’da sırf bir tıkla erişebiliyorsun diye tanımadığın insanların hayat ve tercihlerine neden dil uzatıyorsun? “Eleştiriye açık değilsen burada ne işin var paylaşma o zaman”cılar için ben de “hayır efendim sen dilini tutmayı öğreneceksin, eleştiri ile hadsizlik arasındaki farkı öğreneceksin” demek istiyorum.

Her gün şahsıma yapılan “sözümona” eleştirilere gülüp geçiyorum çünkü bu hareketin altında yatan sebebi biliyorum. Üzüldüğüm ve duyarsız kalamadığım husus şu; bu insanların çoğu “anne”, yani çocuk yetiştiriyorlar. Onların yetiştirdiği çocuklar yarın büyüyerek toplumun içine karışacak. Ben ve benim gibi; duyarlı, saygılı, nazik; insana, hayvana, doğaya saygılı, kısacası ‘insan kalmasını sağlamaya çalışarak’ yetiştirmeye çalıştığımız evlatların karşısına çıkacaklar. Tırnağına taş değse kıyamadığım yavrumu kıracak, incitecekler. ‘Siber zorba’ adı verilen bu tiplerin toplumun geleceği için ciddi tehdit oluşturduğunu düşünüyorum. Tüm iyi niyetimle azalarak bitmelerini, akıllarını başlarına almalarını diliyorum.

Selametle!

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir