Örümcek Adam mı Barbie mi? Ya da aslında ne fark eder?

Geçen gün arkadaşlarımızdan biri kızının fotoğraflarını gösterdi, Örümcek Adam seviyormuş, Batman izliyormuş, arabalara ve kovboylara bayılıyormuş. ‘Kızlar için de pek böyle kıyafet bulunmuyor, buldukça alıyoruz’ dedi. Bir kız çocuğunun bunları sevmesi hoşumuza gitti ama şunu düşünmeden de edemedik; aynı yaşlarda bir oğlu olan bir ebeveyn, oğlu kız çocuk oyuncaklarını çok sevse, Barbie oynamak istese ve hep pembe giymeye çalışsa bunu ondan böyle bir hikâye olarak dinleyemezdik. Muhtemelen çocuk başka oyuncaklara yönlendirilir ve kıyafet zevki de değiştirilemeye çalışılırdı. Hadi evdekiler bir şey demedi diyelim, zaten okulda kıyafetlerine laf atacak ve çocuğu belki de öğrencilik hayatı boyunca okuldan soğutacak bir arkadaşı ve bunu da ‘Aman çocuk onlar’ diye geçiştirmeye hevesli bir yetişkin illa çıkardı.

‘Ben çocukken erkek Fatma gibiydim, ağaç tepelerinde gezerdim’ diyen onlarca kadına denk gelmişizdir mesela hayatta ama ben daha bir tane bile erkeğin ‘Ben küçükken sürekli bebeklerle oynardım, bana kız Ahmet derlerdi’ dediğini duymadım, öyle bir şey varsa da zaten sonsuza kadar hatırlamamak üzere beyninin tozlu raflarına itmeye çalışıyordur muhtemelen. Sadece Türkçede değil başka dillerde de var üstelik bu erkek Fatma tanımın karşılığı, evet bazı coğrafyalarda kadınlar daha özgür ama yine de ‘kız gibi’ olmanın çok havalı olduğu bir kültür bulmak da pek mümkün değil maalesef. Erkek kelimesine yüklenen – ne kadar dikkat etmeye çalışırsak çalışalım bin yıldır konuştuğumuz dildeki alışkanlıklardan kurtulmak kolay değil- tüm güç ve cesaret sıfatları ‘kız gibi’ olmakla bir anda silinip gidiyor. Çocukların zaman zaman ne kadar acımasız olabildiklerini biliriz hepimiz, okulda da çoğunluğun yaptığı gibi teneffüslerde futbol oynamaya koşmayan, ‘erkek muhabbetlerine’ herkes kadar katılmayan arkadaşlarına neler söylediklerine hepimiz denk gelmişizdir eğitim hayatlarımız boyunca.

Buradan anlaşılan o ki kendi kafamızı tıka basa doldurduğumuz cinsiyet rollerini çocuklarımıza aktarmakta da süper hızlıyız. Neredeyse sonsuz bir algılama kapasitesi ile ‘tabula rasa’ olarak dünyaya gelen bebeklerin ‘erkeklere mavi, kızlara pembe’ sığlığında büyükler haline gelmesi pek o kadar da uzun sürmüyor. Kendi ezberlerine sıkı sıkıya bağlı yetişkinlerin yanında çocuklar için farklı renklerde çikolatalar, farklı sürprizler çıkan yumurtalar, iki küçük çocuktan değil de farklı dünyalardan gelmiş iki uzaylıdan bahsediyormuşuz gibi ayrı ayrı anlatılan oyuncaklarla tüketim dünyası da bu süreci hızlandırıyor.

Neyse ki çoğu konuda olduğu gibi bu konuda da dert de derman da bizde. Artık birçok aile ve eğitimci çocukları bu ezberlerden, bu önyargılardan uzak yetiştirme konusunda kararlı ve dikkatli, tüketim tuzaklarına düşmemek konusunda son derece uyanık. En büyük sevincim de çocukların kendilerine anlatılan her şeye öyle eskisi kadar kolay ikna olmamaları, ezberlere bizim zamanımızdaki kadar prim vermemeleri.  Bir çocuk değiştiğinde bile zaten aslında dünyalar değişiyor ve her şey çok güzel olayazıyor. İnanalım, olsun.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir