Ana Sayfa DİŞİTAL SESLER Çocukların cinsiyeti olmaz!

Çocukların cinsiyeti olmaz!

Çocukların cinsiyeti falan olmaz yahu… Çocuk, çocuktur. Kızı, erkeği birdir; arkadaştır. Kız olanı arabalarla oynar, erkek olanı kalpli kalıplardan kurabiyeler yapar. Kızın kıyafetlerinde de galaksiler, yıldızlar olur. Erkeğin tişörtünün rengi de fuşya olur. En saf halleriyle her türlü kılığa hiçbir sorgulamada bulunmadan bürünürler; hepsi doktor olur, hepsi evcilikleri sırasında minik tencereleriyle yemek yapar, eve gelen misafirlere oyuncak bardaklarıyla çay koyar. Ta ki biz büyüklerini örnek almaya başlayana kadar… O zaman kız çocukları bardak, tabakla oynarken; erkek çocukları arabalarıyla oynamaya başlar. Evciliklerde roller farklılaşır ve erkek çocuk işe giderken, kız çocuk yemek yapar minik tencereleriyle. İçinde yaşadığımız toplumun yazılı olmayan ama çoğunluk tarafından kabul gören kuralları hiç de farkında olmadan öğretilir çocuklara.

Toplumumuzda kadın-erkek cinsiyeti üzerine oluşturduğumuz algılarımız henüz bebeğin cinsiyetinin öğrenilmesiyle başlar. Yaklaşık iki ay önce bebeğini kucağına almış bir anne olarak hamileliğimin 4.ayında bebeğimin cinsiyetini merak etmeleriyle birlikte fark ettim insanlar için cinsiyetin ne denli merak edilen bir şey olduğunu. Ardından bebeğim için alışveriş yapmaya başladım ve o kadar sıkıldım ki her gittiğim mağazada bebeğimin cinsiyetinin ne olduğunun sorulmasından. “Ben sadece bir yavruya sahip olacağım ve onu insanlığın iyi değerleriyle yetiştirmeye çalışacağım”  düşüncesi hamilelik sürecimde başlayan ve hala devam eden tek doğrum. Ben; ne evinde bulaşık yıkayıp yemek yapmak zorunda olacak bir kadın yetiştireceğim, ne de eve ekmek getirme kaygısı üzerine yüklenmiş bir erkek… Oysa toplumdaki algı biraz daha farklı. Cinsiyetini eşimin ultrasonda görmesiyle bebeğimizin kız olduğunu öğrenmemizin ardından bunu, soranlarla paylaştığımızda “Olsun, sağlıklı olsun da…”, “Şimdi kız-erkek önemli değil zaten, olsun.” demeleri! Bu olsunlar ne derin anlama sahipmiş meğer! Merak ediyorum, bu olsunlarla acaba durumla ilgili alttan alta beni mi ikna etmeye çalışıyorlar -kaldı ki neye ikna edeceklerse- yoksa kendilerini mi kandırıyorlar -neden kandırmaları gerekiyorsa? “Pardon ama teyze, çocuğumun cinsiyetinin ne olduğu zaten neden önemli olsun ki?” diyemedim birçoğuna, beni anlamayacak hallerine o kadar zor geldi ki bir şeyler anlatmak ya da bazen umursamadım aslında. Tüm bunlar sadece alttan alta hala toplumda değiştiremediğimiz cinsiyetçi söylemimizin ya da bilinçaltımızın olduğunu net bir şekilde görmemi sağladı. Bir de yok mu mağazalara gittiğinizde bebeğin cinsiyetini öğrenmeden istediğiniz ürünü gösteremeyen satıcılar. Ama onlara hep iki çift lafım oldu: Bebek kız, fakat pembe bakmıyoruz.

Bebeğin cinsiyetinin öğrenilmesiyle alınan eşyalarda baştan aşağı her eşyanın pembe olmasından hiç hoşlanmadım. Bebeğim erkek olsaydı da her şeyimizin mavi olması beni irrite edecekti. Çünkü bebeklerin de çocukların da cinsiyeti olmaz. Bence önce herkes bunu anlamalı. Halbuki mağazalara bir gidin de bakın bebek ve çocuk reyonlarına. Kız bebekler hep çiçekli böcekli, pembeli giyinmeli; erkeklere verin dünyaları turuncular, yeşiller, sarılarla; hayvan figürleriyle, yıldızlarla, sevimli yaratıklarla… Çocuklarımızı eğitirken ve büyütürken bu kafaları değiştirmeden nasıl kadın-erkek evde de, dışarda da eşittir diyeceğiz. Hayatın geri kalanında söylemimizi değiştirebilmek için çocuklarımıza empoze etmeye çalıştığımız algılarımızdan işe başlamalıyız; hem de daha onlar karnımızdayken ve biz onlar için bebek odası hazırlarken, onlara kıyafetler alırken…

İşin asıl garip tarafı çocuklarını giydirenlerin ve mağazalarda bu seçimleri yapanların genelde anneler olması. Toplumdaki cinsiyet rolleri üzerinden oluşturulmuş algının, annelerin çocuklarını yetiştirdikleri sırada yıkılmaya başlanması gerek. Yoksa kitaplar üzerinden anlatılan kadın hakları, meydanlarda söylenilenler; kuru gürültü olmaktan öteye gidemez. Bilirsek çocukların cinsiyetinin olmadığını ve anneler olarak bu doğrultuda yetiştirirsek çocuklarımızı daha ilk günden, belki o zaman kadının da, erkeğin de sadece insan olduğu algısına sahip olabiliriz.

 

Avatar
Dijital Topuklarhttp://www.dijitaltopuklar.com
Dijital sektör profesyonellerini bir araya getiren Dijital Topuklar Zirvesi’nde dijital dünyanın fikir önderleri, sosyal medyanın birleştirici gücünden dijital dünyada oyunun kurallarına kadar dijitalleşmenin arkasındaki tüm dinamikleri konuşuyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

Aradığınız Çeviklik (Agility) de Yılmazlık (Resilience) da Evde!

Adım FatmaNur. 39 yaşındayım. Pandemiyle birlikte hiç gönüllü olmadığım rolleri üstlenmem, çevik bir adaptasyon sergilemem ve yılmamam gerekti… Biraz epik, biraz lirik tiyatrom evde...

İkinci Tekil Mağduru

Yıllardır içinde debelendiğim kurumsal hayattan mıdır, yoksa kurulan iletişim biçiminin üzerinde görünmez bir giyotin gibi durduğundan mıdır bilmem, bazı ilişki türlerinde ikinci çoğul kullanmak...

2020’nin Duygusal Hız Treni, Sıkı Tutunun!

Kelimeleri, bir durumu anlatırken kullanabileceğimiz farklı sözcüklerin olmasını seviyorum. Kalp dersek başka gönül dersek başka olabiliyor çünkü ya da özlem deyince başka hasret deyince...

Neden Terapi?

Doğru bilinen yanlışlardan biridir terapinin kişiyi rahatlattığı! Çokça verilen keyifli benzetmelerdir, ‘balkonu yıkamak terapi gibi geldi’   ya da  ‘alışveriş en güzel terapi’ gibi söylemler... Aksine;...

Çılgın Bir Türk Kadını

Mücadeleci bir ruh... Hâyal kurmaktan usanmayan, hedeflerinden vazgeçmeyen bir kadın... Nesrin Olgun 1957 yılında Adana'da doğdu. Denizle olan ilişkisi 7 yaşında yüzmeyi öğrenmesiyle başladı. 1979’da...