Beslenmeyle Dönüşen Bir Hayat: Sema’nın Sağlıklı Mutfağı

Bu ayki İçerik Kraliçesi köşemizde Sema’nın Sağlıklı Mutfağı var!

Tip 2 Diyabet hastalığını yendikten sonra bu dönüşümü binlerce kişinin ilham alacağı bir yolculuğa dönüştüren ve Dijital Topuklar 2018’de de konuşmacılarımızdan olan Sema Sumeli, sorularımızı yanıtladı.

Sema, sen kimsin?

1978 Melbourne/Avustralya doğumluyum. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunuyum. 21 sene tekstil ihracatı yaptıktan sonra eğitimimi ve kariyerimi değiştirdim. 2017 senesinde Institute for Integrative Nutrition’da Bütünsel Beslenme okudum. Şu anda da Institute for Functional Medicine’da Fonksiyonel Tıp Sağlık Koçluğu okuyorum. Hatta geçen hafta mezun oldum! Sırada beni hangi eğitimler bekliyor bilmiyorum ama bu yolculuk bitmedi, onu biliyorum.

Senin bir diyabet yolculuğun var?

Evet, 10 sene Tip 2 diyabet ile savaştım ve sonunda onu yendim. Sağlıklı yaşam ve beslenme ile mutluluğu bulmuş bir kadınım. Şekerle savaşmak birinci amacım. Bu yolculukta öğrendiklerimi paylaşmak, sağlıklı beslenmek isteyen kişilerin elinden tutmak da ikinci amacım. Hayvanları, köpekleri, sonbaharı, sporu, doğayı, ağacı, yaprağı, yağmuru, rüzgarı, toprağı seven bir dünyalı olarak evrende bana ayrılan yeri insanlığa ve doğaya en faydalı olacak şekilde doldurmaya çalışıyorum.

Sağlıklı mutfak nedir?

Sağlıklı mutfak kavramı kişiden kişiye, alışkanlıklara ve aile kültürüne göre değişen bir şeydir ama en genelinde içinde rafine şeker, beyaz un bulunmayan, buzdolabının kapağı sebzeden kapanmayan mutfaktır.

Sağlıklı mutfağa başladın?

Daha anne karnındayken başlayan bozuk bir beslenme ile doğdum. Hazır mamalar ile geçen çocukluk yaşları, daha sonra ilk gençlik yıllarında yapılan hatalı beslenmeler, üstüne bir de genler gelince 28 yaşımda Tip 2 diyabet beni buldu ve hayatım da mutfağım da o gün değişti.

Geçmiş hayatımı mavi bir çöp poşetine doldurdum. O çöp poşeti hayatımın dönüm noktası oldu. Evdeki tüm paketli ürünleri, şekerli her şeyi, rafine edilmiş gıdaları bu poşetle attım çünkü 40 yaşıma geldiğimde tüm iç organlarımda tedavisi olmayan hasarlar olacaktı. Çok korktum. Günlerce ”artık keşkül yiyemeyeceğim” diye ağladım ama altından kalktım. Zararlı olan her şeyi hayatımdan çıkarttım ve sağlıklı beslendikçe hem bedenen hem de ruhen huzuru buldum. 13 kilo verdim. En büyük tutkularımdan biri olan spor hayatıma girdi. Diyabeti ve semptomlarını yok ettim, hem de istediğim şeyleri yiyerek. Böylece benim sağlıklı mutfağım geçici değil, kalıcı olarak hayatımın ortasına oturdu.

Sema’nın Sağlıklı Mutfağı’nda neler var?

Benim sağlıklı mutfağımda çok fazla rengarenk sebze, meyve, çiğ tohumlar, tam glutensiz tahıllar, yumurta ve balık var. Pesketaryenim, yani sadece balık yiyen vejetaryen tipi. Mutfağıma eşim için bazı ‘’yabancı maddeler’’ girse de, uzun vadede bizim mutfağa yerleşemiyorlar.

Sosyal medyada içerik üretimine ne zaman, nasıl başladın? 

Instagram’daki ‘’semaninsagliklimutfagi’’ hesabımı 2013 yılında açtım, yani daha buralar dutlukken! Yeni evlenmiştim ve düzenim biraz değişmişti. Mutfakta çok daha fazla vakit geçiriyordum ve eşimin devamlı yanımda/karşımda tatlı yemesi ile canım tatlılar istemeye başlamıştı. Sıklıkla rafine şekersiz tatlılar yapmaya ve bunları etrafımdakilere yedirmeye başladım. Herkes sevdikçe, ‘’ben bunları anlatayım, sağlıklı ve şekersiz beslenme zevksiz şeyler yemek değildir, bunu daha çok kişiye ulaştırayım’’ diye bu hesabı açtım. İlk başlarda ‘’200-300 kişiye ulaşsam ve işlerine yarasa ne güzel olur’’ demiştim. Amacım motive etmek, motive olmak, diyabet iyileşebilir bir hastalıktır’ı anlatmak ve eğlenmekti. 300 kişiye ulaşsam olay olur dediğim hesabım gün be gün büyüdü. Şu anda neredeyse 165.000 kişiyiz.

Başladığın nokta ile şu anda geldiğin nokta arasındaki farklar neler?

Başladığım noktada yemek paylaşmak ayıptı. Hatta ben kendi adımla bile paylaşım yapmıyordum. Instagram çalışma mantığı çok basit olan, yayılabilmesi zor olan bir mecraydı. Keşfetler, hikayeler, birbirine post gönderebilmeler, emojiler, hiçbir şey yoktu. Her şey çok basitti. Fotoğrafı çek, altına yazıyı yaz ve evrene salarmış gibi postu uçur. Artık kaç kişi görür, kaç kişiye ulaşır, orası muamma idi.  Şu anda her şey planlı, holding gibi çalışıyor. Postların girilme saatleri, etkileşimler, istatistikler… Çok gelişti ama kendine daha da bağımlı hale getirdi.

View this post on Instagram

Eveeet kışı ilk kez hissettiğim bir akşamdan merhaba 🙋🏼‍♀️ Başka şehirleri bilmiyorum ama bugün Istanbul tam bir kış. Kış sebzelerinden paylaşmaya başlayabilirim 😊 Brüksel lahanası, yemek versiyonundansa fırında pişerse daha güzel oluyor. Ben yemek olarak bu kadar çok severek yiyemiyorum. Fırında harika oluyor. . Lahanaları ortadan ikiye kestim, 2. Sebze olarak balkabağı, tatlı patates veya havuç eklenebilir. Hafif tatlılık brüksel lahanası yanına çok yakışıyor. Mor soğanı dilimledim. Zeytinyagi, tuz koydum. 180 derece fırında 30 dk kadar sürede pişti. Sonra üstüne balsamik sirke ve sumağı karıştırıp sos yaptım. Çok çok lezzetli oldu. Kurtuluşumuz sebzelerde. Bir tepsi böyle sebze hazırladığımızda çok guzel lif, vitamin aliriz ve bir de harika doyariz 💃🏼

A post shared by Sema Ozpekmezci Sumeli (@semaninsagliklimutfagi) on

İçerik üretirken nerden ilham alıyorsun, dikkat ettiğin noktalar neler?

İçeriklerim tamamen doğaçlama, kendi hayatımdan çıkıyor. Özel bir kurgum yok. Stratejim stratejisizlik. Bu ilk günden beri böyle. Ruh halim, modum hep postlarıma yansıyor. En yakın arkadaşımla konuşurmuş gibi yazıyorum ve yaşıyorum. Eğer planlı bir şey yapmışsam, takipçilerimin de ilgisi az oluyor. Bunu birkaç kez gözlemledim. Bazen bir yemek için saatlerce uğraşıp 45 farklı poz fotoğraf çekiyorum. Az ilgi görüyor. Ama yolda yürürken elimde tutup fotoğrafını çektiğim bir tabak çok daha fazla ilgi görüyor.

Her ne kadar artık sosyal medya araçlarının algoritmaları, kuralları olsa da, içine duygu katılan paylaşımların saate vs. bakmadan çok ilgi gördüğünü her seferinde tecrübe ediyorum. Postlarımda her zaman natürellik olmasına dikkat ediyorum.

Markalar ile iş birliği yaparken kriterlerin neler?

Çok fazla işbirliği yapan biri değilim ama yaptığımda da en büyük kriterlerim şunlardır: Evime ve mutfağıma sokmadığım, sevdiklerime yedirmediğim hiçbir ürün postlarımda yer alamaz. Bir de fiyatları ulaşılabilir olmayan ürünlerin firmaları ile işbirliği yapmıyorum. Örneğin 6.000 TL’ye satılan bir pişirme ünitesi ile ben işbirliği yapmam. Eğer ben o ürünü alıp evime koyabiliyorsam, kullanabiliyorsam ancak o zaman o ürün için işbirliği yapabilirim.

Sanaldaki iletişim, atölyeler ve yürüyüşler ile hayatın içinde de devam ediyor. Bu birliktelik nasıl devam edecek? 

Sanal iletişimin güzel yanı mesafeleri ortadan kaldırması. Benim Kanada’dan da Hindistan’dan da takipçim var. Onlara ulaşabilmek konuşabilmek çok güzel ama yüz yüze iletişim benim en sevdiğim birliktelik şekli. Birinin gözünün içine bakabilmek, sarılabilmek muhteşem bir duygu. Sokakta yürürken beni tanıyanlar gelip sarılıyor, öpüyor. Bazen ellerinde benim tariflerimden kurabiyeler bile olabiliyor. Her seferinde gözlerim doluyor, tüylerim diken diken oluyor. Yürüyüşler, atölyeler hep devam edecek. Kitabım yayınlanmak üzere. Kitabım çıktıktan sonra da bol bol imza günlerinde bir araya geleceğimizi düşünüyorum.

Hayallerin neler? Sema’nın Sağlıklı Mutfağı gelecekte nasıl devam edecek?

Şu anda, bundan 5 sene önce hayal bile edemeyeceğimin çok ötesinde bir yerdeyim ama masamdaki kalemliğimin üstündeki yazı hep bana bir şey hatırlatıyor. ‘’Follow your dreams’’ yani ‘’Hayallerini takip et’’. Ben hayallerimi takip ederek tüm hayatımı değiştirdim ama durmak gibi bir niyetim yok. Almak istediğim bir eğitim daha var. Onu da tamamlayıp, dünyayı ve gelişmeleri devamlı takip ederek, bilgilerimi hep daha fazla kişilere, kitlelere ulaştırabilme hayalim var. Daha sağlıklı beslenip, daha mutlu olan insanların çoğaldığını görmek şu anda en çok istediğim şey. Sağlıklı beslenmek kendini sevmekle başlıyor. Kendini sevmek başkalarına saygı göstermeyi de getiriyor. Bu dalga dalga artış ile sağlıklı bireyler-mutlu toplum oluşmasına katkımın olabilmesi gibi bir hayalim var.

Senin beğendiğin, takip ettiğin içerikler hangileri?

Çok karışık. Tarkan’dan tutun da, Madonna’ya, politikacılardan tutun da, sevdiğim doktorlara  kadar birçok kişiyi takip ediyorum. Kriterim öncelikle hesapların pozitif olması. Devamlı kötü şeyler, iç burkucu şeyleri veya devamlı felaket senaryoları paylaşanları takip etmiyorum. Bunları zaten biliyoruz ve kafa dağıtmak için açtığımız sosyal medya mecralarında da önüme düşmesinden hoşlanmıyorum.

Doğru içerikle, güzel bilgi veren ama bu bilgileri verirken de takipçilerini tabir-i caizse dövmeyen hesapları takip etmeyi seviyorum.

İçerik üreterek girişimci olmak isteyenlere önerilerin neler?

En büyük önerim tamamen içten, doğal ve kendileri olmaları. Sosyal medya kurmaca şeyleri, ‘’-mış’’ gibi yapılmış paylaşımları sevmiyor.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir