Dijital Topuklar’ın ardından: “Yalnız değildim”

1 Kasım’da Tutkunu Bul temasıyla bir grup “tutkusunu” arayan insan (çoğu kadın) Dijital Topuklar Zirvesi’nde bir aradaydık. Düşündüren, gülümseten ve ilham veren onlarca hikaye dinledik. Öylesine güçlü bir sinerji oluştu ki günün sonunda bıraksalar eminim hepimiz koşacaktık. Elif ve Perihan’ın ilmek ilmek emekle ördüğü bu günü tamamen paylaşmak mümkün değil. Bu yazıda bende yer eden bazı alıntıları sizlere sunmak isterim. Sizlere de ilham olması dileğiyle.

“Lüzumsuz bilgiler ansiklopedisi”
Güne Dijital Doğanları Anlamak paneliyle başladık. Onlar adına “ahkam” kestiğimiz çocukların kendilerini ifade etmek için böyle bir platformda yer almaları ve ebeveynlerinin dijital alışkanlıklarıyla ilgili yorumlar yapmaları çok anlamlıydı. Devamında “Bir Kuşağı Anlamak: Dijital Yerlilere Bakış” panelinde Kuşak Araştırmacısı Evrim Kuran da buna işaret ederek; “çocuklardan önce ebeveynlerini anlama”nın ve döngüsel ilerlemenin ne kadar önemli olduğundan bahsetti. Sosyal becerilerin ve özellikle düş kurma becerisinin eğitim sisteminde yer almamasının yarattığı sorunların, anlamı odağına alan bu kuşak için çok önemli olduğunu ve anlamı kavratamazsak vasatlıkla karşı karşıya kalacağımız konusunda uyardı. “Bu çağın çocuklarına bir şeyler öğretebileceğimizi değil birlikte öğretebileceğimize inanıyorum.” diye ekledi. Aynı panelde Eğitimci/Yazar Müjdat Ataman da çocukları “lüzumsuz bilgiler ansiklopedisi” gibi doldurduğumuzu, koşan eğitim sistemi içerisinde durmamız gerektiğini anlattı. Aslında “çocukların zaten durduğunu, bizlerin duramadığını” ve çocuklar derine inmeye hazırken bizim buna hazır olmadığımızı söyledi.

“İnsan olmanın özü kusurlu olmaktır.”
Ardından, Bir Erkeğin Değişen Rolü başlıklı konuşmasına Serdar Kuzuloğlu, istatistiksel olarak çok sağlıklı ve uzun ömürlü olmamıza rağmen çok mutsuz olduğumuzla başladı. Sorunumuzun çok fazla şeye ve çok fazla beklentiye sahip olmamızdan kaynaklandığını ekledi. Endüstriyel devrimine kadar çocuk diye bir şey olmadığını, “çocuk” kavramının sonradan icat edildiğini de ekledi. Hepimizin anne, baba, çocuk kimliklerinden daha fazlası olduğumuzu söyleyerek eşsiz olduğumuzun altını çizdi. Konuşmasının sonunda kimliklerimizin üzerinde bir hayatımız olduğunu unutmamamız gerektiğini hatırlatarak, ideal insan diye bir şey olmadığını ekledi.

“Paylaştıklarımızdan sorumluyuz.”
Adab-ı Muaşeret 4.0 panelinde Burçin Akgün Ünaldı, Styleboom Blog ve Sema Özpekmezci Sumeli, Sema’nın Sağlıklı Mutfağı kendi yolculuklarını paylaştılar. Dijital iletişimde etik konusunda ikisinin de altını çizdiği en önemli konu dijital yazarlar olarak paylaştıklarından sorumlu oldukları gerçeğiydi. Sema Özpekmezci Sumeli bunu “gerçekten bu bedene girmeyen, kullanmadığım hiçbir şeyi paylaşmıyorum” diyerek özetledi. Blog yazarları olarak dil ve üslubun da önemine dikkat çektiler ve samimiyetin özgünlüğün bir parçası olduğunu belirttiler.

“Sabancı’dan ayrıldığımda herkes çılgın olduğumu düşündü.”
Girişimcilik Ne Değildir panelinde Qumpara Kurucu Ortağı Nilhan Gür, girişimci olayım diye bir işe girişiyorsanız bunun doğru olmayabileceğini çünkü bu durumda motivasyonu sürekli kılmanın çok zor olabileceğinden bahsetti. Girişimciye Dönüş’ten Yavuz Çingitaş, Sabancı’dan ayrıldığında herkesin çılgın olduğunu düşündüğünü söyleyerek, denememiz gerektiğini işaret etti. İhtiyaç ve probleme odaklı bir çözüm yaratma fikriyle işe başlarsanız başarılı olmamanız için hiçbir sebep olmadığını da ekledi.

“Artık iş gücünde daha çok düş gücüne daha çok ihtiyacımız olacak.”
İçindeki Marka başlıklı konuşmasında Borusan Grubu Kurumsal İletişim Direktörü ve Kurumsal İletişimciler Derneği Başkanı Şule Yücebıyık, “iyi bir hikayeyi iyi bir şekilde anlayabiliyorsanız kişisel bir markanız vardır” diyerek, önümüzdeki beş-on yıllık süre içerisinde iş kavramının dönüşeceğini, uzmanlık, fikir, beceri, yaratıcılık ve düş gücünün öne çıkacağını belirtti. Kişisel marka oluşturmak için beş adım sıraladı:

1-      Sahiplen, özellikle tuhaflıklarını.

2-      Kendi nedenini bul.

3-      Düş kur, hedef belirle, stratejini oluştur ve aksiyon planını yaz.

4-      Sahici ol.

5-      Paylaş ve ilham ver.

“Hiçbir başarı tesadüf değildir.”
Paralimpik yüzücü ve ressam Sümeyye Boyacı Vazgeçmeme Hikayesi’nde hiçbir başarının tesadüf olmadığını, 12 saatte yüzme öğrendiğini ve etrafındakilerin vazgeçip bırakacağına inandıklarını söyledi. “Sizi hayatta hep bezdirmek isteyenler olacak, asıl içinizdeki kötü kişi var ya, çok çalışmanız lazım, hiçbir şey çalışmadan olmuyor.” diyerek başarısını nasıl sürdürdüğünü anlattı.

“Bugünün karmaşıklık/belirsizlik esaslı hayatını erkek zihniyle yönetmek mümkün değil”
Değişim Duygu ile Başlayacak başlıklı konuşmasında KONDA Araştırma Şirketi Genel Müdürü Bekir Ağırdır, küresel ara buzul dönemde olduğumuzu, insanlığın bilgi toplumunun denetimini oluşturamadığı için eski bildiği ulus devlet yöntemiyle sorunları çözmeye çalıştığını savundu. Bu yöntemlerle çağın getirdiği değişen kurum ve kurallarını kuramadıklarını ve toplumsal tarafta bütün insanlığın bir dönüşüm ihtiyacı içinde olduğunu ekledi. Kadın meselesinin bu dönüşümün anahtarı olduğunu söyleyerek, yeni hayatın sevgiye, umuda, iç görüye ihtiyaç duyduğunu belirtti.

“Kadınlar olarak daha kendi dişi enerjilerimizi sahiplenemiyoruz.”
Aktarılmayan Kadın Bilgeliği: Kadınlığımızla Barışmak panelinde Somatik Terapist Bilge İnal aklımıza yatırım yaparken kalbimizi kaybettiğimizi ve kendi alt bilincimizde kadınlığın zayıflıkla eşit olduğunu düşünüyorsak eğer bununla ilgili çalışmak gerektiğini belirtti.  Kontrolü dişi ve erili birlikte kullanarak ve kendi duygularımızla ne ölçüde barışık olduğumuzu fark ederek geri alabileceğimizi söyledi. Jinekolojik Sorunlar Odaklı Bitkisel Tıp Eğiticisi/Arvigo Terapisti Gizem Onay her şeyden önce kişinin kendi bedeniyle tanış olması gerektiğini aktardı. “Her şeyi; sağlığı, cinselliği, anneliği, başkalarının kontrolüne bıraktığımızda nasıl yaşanır?” diye ekledi.

“Yara izin kapındır.”
Damla Çeliktaban ve Esra Sert Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabının yazarı Clarissa P. Estes’ten aldıkları eğitimden izlenimlerini paylaştılar. Clarissa’nın herkesin duvarın arkasına saklı bir hazinesi ve her insanın doğuştan yaratıcı olduğuna inandığını söylediler. En büyük tutkunun ve yaratıcılığın acıdan geleceğini ve tüm acılarınızı, atalarınızın ki de dahil olmak üzere, yazmanız gerektiği konusunda öğüt verdiğini dile getirdiler. İçsel engellerinize çok sert bir şekilde karşı çıkmanız, sizi yan yollara saptıranlarla mücadele içinde olmanız ve hayatta ne iseniz onun tersi yönünde bir şeyler yapmanız gerektiğini aktardılar.

“Yalnız değildim.”
Günün sonunda oyuncu ve insan hakları savunucusu Ayta Sözeri kendi hikayesini katılımcıların soruları ışığında paylaştı. Bir katılımcının tüm bunları nasıl başardınız sorusuna yanıtı ise gün boyunca dinlediğimiz hikayeleri bir arada tutan bir tutkal misaliydi: “Yalnız değildim.”

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir