Antropolojik Fısıltılar IV : Belki de toplumsal cinsiyet eşitsizliği sadece bir kadın sorunu değildir… Ne dersiniz beyler?

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temelinde ne yatıyor? Artık kimseyi tatmin etmeyen biyolojik açıklamalar dışında, insan zihninin “olası” kabullerine, bilişsel olana atıfta bulunan araştırmacıların yaklaşımlarından bahsettim. Eşitsizlik konusunda topun insan bilişine atıldığını görünce bir teslimiyet kokusu gelmiyor mu sizin de burnunuza? İnsan zihninin kadını kirli, aşağı, vb. gördüğünü ileri sürmek kurgusal ve tartışmalı önermeler. Bugün evrensel eşitsizlik tartışmasız belki ama hep böyle miydi? Yoksa tarihte bu evrenselliği geçerli kılan bir kırılma noktası var da onu göremeyeceğimiz bir sistemin içinde mi debelenip duruyoruz?

Eleanor Leacock, tarihsel açıdan konuyu inceleyeceksek, toplumsal cinsiyet rollerinin kapitalizm ile ilişkisine odaklanmamızı önerir. (Interpreting the Origins of Gender Inequality: Conceptual and Historical Problems, Eleanor Leacock Dialectical Anthropology Vol. 7, No. 4 (FEBRUARY 1983), pp. 263-284) Kapitalizm üretim araçlarını elinde bulunduranlar ve işçiler olmak üzere toplumda sınıfsal eşitsizlik yaratmaktadır. Leacock’a göre toplumsal cinsiyet eşitsizliği bu sınıfsal eşitsizliğin bir sonucudur. Leacock bu iddiasının geçerliliğini tartışmak üzere beyaz adam ve kapitalizmle karşılaşmadan önce eşitlikçi olduğu bilinen toplumlarla ilgili alanyazından faydalanır.

Evet sanıldığının aksine dünyanın her yerinde, bütün topluluklarda ve tarih boyunca sınıfsal eşitsizlikten bahsetmek mümkün değildir. Leacock Kuzey Amerika yerlileri ile yapılan çalışmalarla sınıfsal olarak eşitlikçi toplulukların varlığının ortaya çıktığının hatırlatır. Emeğine ve ürettiğine yabancılaşmayan, paylaşan kadınların ve erkeklerin yazısız tarihleri beyaz adamla karşılaştığı andan itibaren değişmeye başlamıştır.

Leacock gerçekte sadece etnik grup olan kabilelerin sömürgeleştirme sonrasında işgalcilerle ilişkiler sonucu politik gruplara dönüşmüş olma ihtimalini de değerlendirir. Başka bir deyişle, batılılar ortaya çıkana kadar bu topluluklarda zengin/güçlü/üretim araçlarına sahip/yönetici bir sınıftan bahsetmek mümkün değildir. Benzer şekilde işgalcilerle karşılaşana kadar kadınlar da ikincil konumda değildir.

Leacock sömürgeleştirme sürecinde işgalcilerin özellikle askeri ve siyasi konularda erkek otoritesini teşvik ettiklerinin ve bunun sonucunda yerli kadınların ev ile ilgili konularda ticaret yapan ve para kazanan erkeklere bağımlı hale getirildiklerini öne sürer. Öncesinde üretimde etkin olarak yer alan ve bu doğrultuda siyasi gücü bulunan kadınlar, sömürgeleştirme ile bu gücü yitirmişlerdir. Çünkü işgalci için muhatap erkektir.

Bir toplulukta kadın erkek tüm bireyler ürettiklerinin üzerindeki kontrolü kaybederse, yani kendileri için değil üretim araçlarına sahip olanlar için üretmeye teşvik edilirse, topluluğun parçasından bağımsız bir ekonomik birim olarak çekirdek aile ortaya çıkar. Çekirdek aile aslında soyut bir üretim biçimi olarak iş zamanını sisteme satan erkek ile onun o iş zamanını yaratması için evde çalışan ve ona hizmet eden kadın modeline dönüşür. Bu model kadının hem ev içi hem kamusal alanda düzensiz ve ödemesiz bir iş gücüne dönüşmesine neden olur.

Kapitalizme dair bu temel kabul kadının ikincilliğini açıklar gibi görünse de Leacock bir sorunun hala yanıtlanmadığını düşünmektedir. Bir toplumda sınıfsallaşma başladığında genel olarak neden kadının özerkliği ve otoritesi tehdit ediliyor da erkeğinki edilmiyor? Leacock bu sorunun yanıtının da sömürgecilik ve kapitalizm ile karşılaşan eşitlikçi toplumların değişimlerine odaklanmak suretiyle verilebileceğine inanmaktadır.

Bu topluluklarda yeni nesillerin yetiştirilmesi daha geniş akraba gruplarından çekirdek ailelere aktarılmıştır. Bunun yanında misyoner öğretiler sonucunda kocasını ve çocuklarını seven idealize kadın aslında bölgedeki madenlerin ya da üretim tesislerinin sahiplerine verilmiş bir hediyeden başka bir şey değildir. Üreticiler kocaların ve oğulların iş gücünden direkt ve kadınların bu iş gücüne katkısından dolaylı olarak faydalanmaktadır. Sonuçta kadın, işçiler üretmekten ve bakmaktan sorumlu ücret ödenmeyen iş gücüne dönüşmüştür. Bir yerlerden tanıdık geldi mi?

Ev içi ve çocuklarla ilgili işlere elini sürmeyen ancak dışarıda tam kapasite hizmet veren, tatmini ürettiğinde değil banka hesabına yatan para ile satın alabileceklerinde arayan, işten geç ve yorgun gelen, dışarıda verdiği hizmete karşılık evde hizmet bekleyen, kendini çekirdek ailenin ekonomi bakanı gören kocalar/babalar ve sisteme uygun, başarılı (!) iş güçleri olarak eğitilen erkek evlatlar…. Mutlu musunuz hakikaten? Bu tamamen sizin seçiminiz mi?

Belki de toplumsal cinsiyet eşitsizliği sadece bir kadın sorunu değildir. Belki de bu eşitsizlikte kadın ve erkek olarak farklı kamplarda değilizdir? Hepimizin emeği ile varlığını sürdüren ve güçlendiren bir sisteme karşı aynı taraftayızdır belki? Ne dersiniz beyler?

 

 

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir