Aile birliği nedir, kimin içindir?

Margaret Atwood’un The Handmaid’s Tale kitabını duymuşsunuzdur. Aynı isimle bir de dizisi bulunan kitap dilimize Damızlık Kızın Öyküsü diye çevrildi. Distopya türünün en şahane örneklerinden olan eserde, adından da gayet net anlaşılacağı gibi, kadınların damızlık olarak kullanıldığı Gilead isimli bir ülke anlatılıyor. Burada kadınlar o kadar değersiz ki devrimden önceki isimlerini bile kullanamıyorlar, tabii ki erkek olan ‘sahiplerinin’ isimlerinin önüne Of takısını getirerek onlara isim türetiliyor, Offred, Ofglen gibi. Dünya erkeklerin dünyası ve kadınlara sınırsızca zulmediliyor ama aslında bir grup kadın da güç sahibi erkeklerle birlikte bu acımasız dünyanın yönetiminde söz sahibi. Damızlık olarak kullanılan kadınlara yapılanları görüp ses çıkartmamakla kalmıyorlar, bir yandan da onlara bilfiil kötülük yapıyorlar. Kitabı okurken de diziyi izlerken de onların yaptıkları, söyledikleri hep daha çok ürkütüyor, daha çok kan donduruyor.

Geçtiğimiz günlerde kadına şiddete karşı çekilen ve ekranlarda kamu spotu olarak yayınlanan bir video sosyal medyada da resmi kurumların Twitter hesaplarından paylaşılmaya başlandı. Kadına şiddetin cezasının hapis olduğunu ve bunun kanunlarla güvence altına alındığını anlatan bu videoyu değil de, altına yazılan yorumları okudukça kendimi Damızlık Kızın Öyküsü okur gibi hissettim alenen. ‘Böyle video mu çekilir, feministlerden mi akıl alıyorsunuz?’ diyen mi istersiniz, asıl şiddete uğrayanların erkek olduğunu iddia edenler mi, ‘Böyle videolar çekene kadar aileyi korumak için uğraşın’ diye isyan edenler mi ararsınız, ‘Kadınlarla erkeklere kendi rollerini öğretin önce’ diyenler mi? İşin en vahimi de bu itirazların çoğunun kadınlardan gelmesi. ‘Devleti onu şiddete karşı koruyor diye isyan eden kadınlar’ en benim diyen distopya yazarının bile aklına gelmeyecek bir gruptur sanırım.

‘Böyle yaparsanız aile birliği diye bir şey kalmaz’ diyen o kadar çok tweet okudum ki ‘Nedir bu aile birliği?’ diye sormadan duramayacağım. Bu insanların hayatlarından bile daha önemli olan aile birliği nedir sahiden? Değil sadece mutsuzluğumuz, canımız pahasına korumamız gereken aile birliğini kim tanımlamış, kim çizmiş sınırlarını? ‘Kadına verilen bunca haktan sonra aile birliğini nasıl koruyacağız?’ diye soru gördü bu gözler, nasıl bir şeymiş ki bu aile birliği taraflardan birinin mütemadiyen haksız olması üstüne kurulduğu varsayılıyor? Ah tabii bir de bütün bunlara bu kadar çok kadın nasıl inanıyor ve bunları savunuyor? Aklımızı yitirmiş olabilir miyiz acaba hep birlikte?

Aile;  içindeki her ferdin maddi manevi rahatı eşit olarak gözetildiğinde, fertler birbirlerini koruyup kolladığında, birbirlerini sevip birbirlerine saygı gösterdiğinde elbette şahane, herkesin içinde bulunmak isteyeceği bir kurum. Gelin görün ki hiçbir şey insan hayatından daha kıymetli değil ve içindekilerden bir ya da birkaç tanesinin her gün şiddetle burun buruna yaşadığı bir şeye aile denmez,  haliyle de korunması gereken bir aile bütünlüğünden değil, kurtarılması gereken hayatlardan bahsetmek gerekir.  Bunları konuşmamıza gerek bile kalmayacak günler dilerim.

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir