İyi uykular çocuğum

Gün geçmiyor ki kadınların hayat tercihleri sorgulanmasın. Bakkal amca, eve gelen kurye, patron, sokaktaki teyze, dıdısının dıdısı. Giydiğiniz kıyafetten meslek seçiminize kadar her şeye yorum yapmaya bayılan ve istenmeyen tavsiyeler sıralayan bu insanlar, çocuk yapma konusuna gelince fazladan aslan kaplan kesilip doğmuş ve doğmamış çocuklarınızın avukatı kesiliyorlar. Çocuksuz bir kadınsanız zaten dünden hedefsiniz. Açıklayın bakalım çocuk yapmama kararınızı, sanki yüzlerce kez bunu yapmamışsınız gibi.

Geçenlerde yine çocuk yapmama tercihimi büyük hayretle karşılayıp, “ama neden?” diye kocaman gözlerle soran yeni ofis arkadaşıma dayanamayıp şöyle dedim:

“Doğmamış çocuklarımı o kadar seviyorum ki, onları bu dünyada yaşama çilesinden esirgemeye karar verdim.”

Yeni ofis arkadaşım bana hayalet görmüş gibi bakakaldı. İlk günden keşke bu kadar korkutmasaydım onu. Ne yapabilirim, kendi kaşınmıştı. Ama ben cevabımda gayet ciddiydim.

Hiç oturup derinlemesine düşündünüz mü, insanlar neden çocuk yapar diye? Hayata gözlerini aç, oku, iş sahibi ol, evlen, çocuk yap, emekli ol, öl. Niye böyle bir sırayla yaşıyoruz diye sorguladınız mı hiç? Bana öyle geliyor ki birçoğumuz çok ezbere hayatlar yaşıyoruz. Bazen elimizde olmayan nedenlerden dolayı, bazen de kendi seçimlerimiz sonucu. Ama bazen etrafıma bakıyorum da, hangi plazma televizyonu alacağına bile haftalar süren araştırmalarla karar veren insanlar, hiç ama hiç düşünmeden çocuk sahibi oluveriyorlar. Çünkü bu çok normal bir şey, hayatın bir vazgeçilmezi, yaşamın akışı. Gerçekten öyle mi?

Bir insanı bu dünyaya getirmek sorumlulukların en büyüğü, veballerin en ağırı olsa gerek gibi geliyor bana. Yoktan bir insan oluşturuyorsunuz, Türkiye gibi bir ülkede dünyadaki yaşıtı birçok çocuktan bir-sıfır yenik başlıyor hayata (kız çocuğuysa onu üç-sıfır yapın). Okuyup milyonlarca çocukla rekabet et çocuğum diyorsunuz, yırtınarak üniversiteyi bitiriyor belki, torpili olmadığı için işe giremiyor, sürüne sürüne bir yerlere geliyor. O da evlenip düşünmeden çocuk yapıyor, binbir borçla çocuğunu özel kreşe göndereceğim diye parçalıyor kendini. Bu döngü böyle devam ediyor. Dünyaya geldiğinden beri binlerce hastalık, aksilik, üzüntü, korku, taciz, başarısızlık ve mutsuzluk yaşıyor. Kabul edelim, hayat acımasız, soğuk ve zalim. Bense doğmamış çocuğumu o kadar seviyor ve sakınıyorum ki, onu bu dünyanın her türlü acısından ve zalimliğinden korumak istiyorum. Mutsuzluğu, başarısızlığı, yalnızlığı ve hastalığı asla tatmasın istiyorum.

Peki çocuk yapan insanlar çocuklarından nefret mi ediyor ki onları bu dünyaya getirip acının kucağına atıyor? Tabii ki hayır. Eminim birçok ebeveyn çocukları için en güzel gelecekleri hayal ederek onlara hayat veriyor. Ama bu, dünyanın ve hayatın korkunç yüzünü yumuşatmıyor. Çoğumuzun ortalama hayatlar yaşayıp ölüp gideceğimiz gerçeğini kabul edelim. Bu ortalama hayatlarımızı sürekli acıdan kaçıp zevkleri kovalayarak geçirmiyor muyuz? Ufak bir burun kaşıntısından bile bir an önce kurtulmaya çabalıyoruz. Sürekli daha fazlasını ve daha iyisini istiyoruz, doyumsuz ve tatminsiz doğamızın kurbanı olmaktan kurtulamıyoruz. Takdir edersiniz ki doğmamış çocuğumu bu döngünün içine sokmak ona yapacağım en kötü şey olur.

Biliyorum, diyeceksiniz ki yaşamak her şeye değer ve çocuğumu bundan mahrum bırakmamalıyım. Ama bence yaşamak her şeye değmez. Değer diyoruz, çünkü maalesef çoktan dünyaya geldik ve vaziyeti görmüş olduk. O yüzden bu soruyu çoktan doğmuş bir insana sormanın hiçbir manası yok. Fakat benim henüz doğmamış canım çocuğum bu dünyayı hiç görmedi, ne “kaçırdığını” bilmiyor, asla bilmeyecek. Bilmediği şey onu üzemez, değil mi?

İnsanlar kadar kendini bu kadar ciddiye alan başka bir canlı var mıdır merak ediyorum. Annelik kutsal, hayat kutsal, şu kutsal bu kutsal. Fark etsek keşke, kutsallık diye bir şey yok, tamamen insan hayalinin bir ürünü. Bir tilki doğum yapınca kutsal olmuyor da, niye insan doğum yapınca kutsal oluyor? Sırf biraz daha gelişmiş bir beynimiz var diye kendimizi tahtlara oturtup mertebeler yaratıyoruz.

Tabii bütün bunları yeni ofis arkadaşıma tek tek açıklayamadım. Ama neyse ki yazabiliyorum meramımı, gelişmiş beynim sağolsun. Bazen anneme babama kızıyorum beni bu dünyaya getiriverdikleri için. Bu dünyaya gelirken rızam alınmadığı için. Ama gelmiş bulundum dünyaya, o yüzden kurallara göre oynayıp hayatta kalmaya çalışıyorum. Tek tesellim, döngüyü fark edip kırmış olmak. İyi uykular çocuğum.

 

 

İyi uykular çocuğum” içinde 2 yorum
  1. Fatıma Kahraman

    Merhaba. Şunu söylemek isterim ki insan çocuğu, o çocuğun kendisi için ya da ona iyilik olsun diye yapmaz. Kendisi için yapar. Çünkü bu saydığınız bütün olumsuzlukların içinde belki de insanı en mutlu eden ve dayanılmaz bir haz veren çocuğudur. Anlamsız gibi gelen bu hayat anlama bürünür, amaç kazanır onunla. Bu his içgüdüseldir ve birgün Yaratıcı bu hissi alırsa insanoğlunun içinden, insanlığın sonu gelmiştir zaten. Eğer o çok sevdiğiniz çocuklarınızdan birini dünyaya getirmiş olsaydınız ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaktınız. Ama ne yazsam beyhude… Ne ifade etmeye çalıştığımı hiçbir zaman bilemeyeceksiniz. Çünkü âmâ bir insana gökkuşağından bahsetmek benimki… Sevgiyle kalın

    Cevapla
  2. Şeyma

    Uzun zamandır aynı şeyi düşünüp duruyorum, neyse ki benle aynı düşünen birileri varmış diye rahatladım okurken. Anne olmayı, anneliği tatmayı çok istiyorum. Ama evlat sahibi olurken onu yetiştirmeye, gerekli öğretileri vermeye ebeveyn olmaya hazır mıyım diye kişinin kendini sorgulaması gerektiğine sonuna kadar katılıyorum. Dünyaya çocuk getirmek bu kadar kolay, böyle basit , böyle önemsiz olmamalı. Herkes anne baba olmamalı!

    Cevapla

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir