Kadın ve yazar

Ben yazar değilim! Günümün çoğunu her şeyden kısarak, yapacağım diğer işlere gerektirdiğinden çok daha az vakit harcayıp zamanımın çoğunu yazarak geçirmiyorum. Daha verimli yazılar elde etmek için saatlerimi, günlerimi, ya da daha uzun vakitlerimi vermiyorum. Sadece kendim yazmak istediğim zaman, kendimi dinlediğim ve içime doğru yolculuk yaptığım zamanlarda yazıyorum.

Fark ettim ki daha çok yazmak, tüm bu uzun aralıklarda harcadığım küçük zaman dilimleri çoğaltmak istiyor ve elimde olmayarak bunu yapamıyorum. Evet, yeri geliyor kendimi, iç sesimi dinleyecek ve bu işe daha çok zaman harcayacak vakti bulamıyorum. İlk başlarda bana özel bir sorun gibi görsem ve bu konuyu kendi zamanı yönetemeyişime bağlasam da, sonraları fark ediyorum ki pek de bana özel bir durum değil. Günümüzde hele ki toplumsal ve kişisel olarak, akıl ve bedenen çok fazla bölünen ve birçok yere yetişmeye çalışan bir kadınsan bu çok daha zor.

Zamanla bu düşüncem daha da gelişiyor ve beni aşıp benim gibi olan ama sorumluluk bakımından benden kat be kat fazlası olan kadınlar canlanıyor gözümün önünde. Yazmak isteyen, kendini ifade etmek için, rahatlamak için, birilerine yazdıklarıyla dokunmak için.. Amaç ne olursa olsun yazmak isteyen ama bunu bir türlü başaramayan kadınlar geliyor gözümün önüne. Yazmak isteyen bir anne geliyor. Çocuğunun peşinden koşmaktan yılmış, çoğu herkes tarafından basite indirgenen ama başlı başına bir meslek grubu olmaya değer ev işlerinden, ev hanımlığından yorulmuş, bırakın yazmayı kendine bakmaya dahi zaman bulamayan bir anne. Çalışan bir kadın geliyor bu sefer. Tüm gün işte yorulmuş erken ayrıldığı bir iş dahi olsa da eve dolu bir kafayla gelmiş, dinlenmesi gerektiği vakitlerde de o kafayla kendi beyni ve bedeni altında ezilen bir kadın geliyor. Şartlar ne olursa olsun, kendi de eşi de çalışsa da eve geldiği zaman bir de eşine ve evine olan vazifelerini (!) yerine getirmesi gerekiyor. Yorulmasının bir önemi yok çünkü o bir kadın ve eve geldiğinde tüm o işleri kendi başına yapabilecek enerjisi kıyılarda köşelerde kalmış olmalı. Hele ki bir de hem çalışan hem anne olanlar var ki bu saydıklarımın çok daha fazlasıyla geliyorlar karşıma. İş stresi, yorgunluğu; çocukların sorumluluğu; ev için yerine getirilmesi gerekenler bir yana bir de başka başka şeyler çıkıyor ortaya. Sosyallik ve sosyal baskılar, maddi durum yetersizliği; akraba, komşu, iş arkadaşı, eş dost ilişkileri ve bir de her şeye rağmen zaman ayırman gereken bir eş. İnsanın tüm bunlar altında kendine ait hissettiği bir alanı ve zamanı olmuyor maalesef.

Tüm bunlar gerçekleşiyor ve bu döngü devam edip duruyorken kadın, durmaya vakit bulamıyor. Durmaya; ne yapıyorum, neredeyim, ne zamandayım ve kimlerleyim demeye vakit bulamıyor ki yazsın. Bu sorumluluklar toplumun ve oturmuş kalıplaşmış bir geleneğin başyapıtı. Kadının omuzlarına yüklenmiş ve esas kadın olabilmek için kendinden fedakarlık etmesinin olağan hatta şart olduğunu gösteren bir yük. Kadının vazifesinin ev ve annelikten öteye gidemeyeceğini, gitmemesi gerektiğini savunan ve bunu yüzyıllardır benimseten bir düşünce. Erkeğin ve kadının görevleri bunlar bunlar diye kestirip atan bir kanun. Kendinden ödün vermeyen, verdirtmeye çalışanları yoran, yıpratan ve bu akışın içinde kaybeden bir sistem. Tüm bu saydıklarım arasında da elinde kalem kağıt iki kelime yazmaya çalışan bir kadın var. Her şeye yetişen ama bulduğu ilk dinginlik anında da kaleme sarılan bir kadın. Bu, işte bu yazmamı tetikleyen ilk şeydi. Yazdıkça gelişen, kendini daha çok bulan bu kalemi ileriye taşımak; yanında daha fazla kalem bularak, çoğalarak bu sistemi, düşünceyi, kanunu, yükü değiştirmek hatta yıkmak. Biz her şeyi başarabilen, her şeye yetişebilen güçlü kadınlar bunu yapabilir. Nesillerce aktarılan bu şeyi bizim elimizden geçerken şekillendirip bizden sonrakilere daha farklı aktarabiliriz. Farkındayız ve yapabiliriz. Bu yüzden ki o kalemi hiçbir zaman bırakmayacağız.

Yazar olmasak da, büyük kitlelere ulaşmasak da, sadece ve sadece kendimiz için yazacağız ve alışılagelen bu düzeni değiştirmek için yapılan bu yola kendi adımımızı atacağız!

 

Avatar
Dijital Topuklarhttp://www.dijitaltopuklar.com
Dijital sektör profesyonellerini bir araya getiren Dijital Topuklar Zirvesi’nde dijital dünyanın fikir önderleri, sosyal medyanın birleştirici gücünden dijital dünyada oyunun kurallarına kadar dijitalleşmenin arkasındaki tüm dinamikleri konuşuyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

Neden Terapi?

Doğru bilinen yanlışlardan biridir terapinin kişiyi rahatlattığı! Çokça verilen keyifli benzetmelerdir, ‘balkonu yıkamak terapi gibi geldi’   ya da  ‘alışveriş en güzel terapi’ gibi söylemler... Aksine;...

Çılgın Bir Türk Kadını

Mücadeleci bir ruh... Hâyal kurmaktan usanmayan, hedeflerinden vazgeçmeyen bir kadın... Nesrin Olgun 1957 yılında Adana'da doğdu. Denizle olan ilişkisi 7 yaşında yüzmeyi öğrenmesiyle başladı. 1979’da...

Şiddetin adı vahşet; peki kadının adı?

Bir kadın, çöp konteynerinde parçalanmış halde bulundu. “Ailesi kızına sahip çıksaymış” dediler. Bir kadın; bindiği minibüste tecavüze direndi, öldürüldü ve yakıldı. “Tek başına ne işi...

Diğerkâmlık

Bu kelimeyi sevgili Ayşe Bilge Selçuk’un ‘’İnsan her koşulda’’ kitabında ilk kez gördüm ve kalbime sarıp sarmaladım. Çünkü ben bugüne kadar kendimi hep empati...

Pis şişko!

Okuldaki dansa, şişko diye kimse çağırmamış onu. Bir peri gelsin de, onu Sindrella gibi incecik ve güzel bir kız yapsın diye bekleyip durmuş. Oysa,...