Fenomen filtresi ayağınıza geldi

Günümüzde toplumsal normlar eskiye göre daha hızlı değişiyor ve benim gözlemlediğim kadarıyla, eskiye oranla daha çabuk kabul görüyor. Bu kabul görmenin altında dijitalleşen dünyanın her şeyi anında ekranlara taşımasının etkili olduğunu ve insanların da gördükçe alıştığını düşünüyorum. Bu değişim parantezinin içine moda akımlarından, yemek sunumlarına, çocuk gelişiminden, dekorasyon fikirlerine, seyahat rotalarından, sağlıklı yaşam bilgilerine kadar geniş çaplı bir liste koyabiliriz.

Peki bu değişimin bu denli hızlı gerçekleşmesinde ve kabul görmesinde sadece dijitalleşen dünyanın her şeyi daha çabuk görünür kılması mı yatıyor? Yoksa sebep değişime ayak uydurmazsak, toplumdan dışlanma, yalnızlaşma, “beğenilmeme” tedirginliği mi? Sosyal medyayı sık kullanan ve güvendiğim sayfaların önerilerini not eden biri olarak, sosyal medya paylaşımları, fenomen sayfaları ve “beğeni” meselesiyle ilgili geniş bir çerçeve çizmeye çalışacağım.

Sosyal medyanın hayatımıza girişiyle eş zamanlı olarak, “beğeni” sözcüğü de dilimize demir atıp, ekranlarda görünür kıldığımız hayatların dümenini ele geçirdi. Beğenisi daha çok olan  paylaşımlara ilgi artarken, kopyalanmış sayfalara, benzer yüz ifadelerine, giyim tarzlarına, masalara her geçen gün bir yenisi daha eklendi, esnaf tabiriyle: “pasta bölündü.”

Hal böyle olunca da, daha çok takipçi, daha çok “like” peşine düşenlerin imdadına, sahte takipçiler ve beğeniler yetişti. Bir ay önce açılmış sayfalar, aniden yüz bin takipçili, her fotoğrafı üç bin, beş bin beğenili bir “fenomen” sayfasına dönüştü. Markasının reklamını yapma derdine düşmüş büyük markalar da, tutundular bu fenomenlere; lansman davetleri, süper lüks tatiller, kıyafetler, mekanlar derken, üç günlük fenomenler jet hızıyla ünlülerin dünyasına giriş yaptılar. Eski Türk filmlerinde köyden şehre gelip, konuşmasıyla, yürümesiyle, giyim-kuşamıyla, genel kültürüyle, yeme içmesiyle “şipşak” bir salon hanımefendisi yaratan oyunculara döndüler. Paylaşımlarında kendine has bir süzgeci olmayan, hitap ettiği kişi sayısını arttırmak için “her yol mubahtır” düsturuyla hareket eden ve nihai hedefi “beğenilmek” olan azımsanamayacak bir grup var ki; takipçi ve beğeni satan siteler de bu talep doğrultusunda çıktı nitekim.

Hayat kitabında, insanların beğenilme arzularıyla ilgili psikiyatrist gözünden sosyal medyaya da uyarlayabileceğimiz aydınlatıcı tespitler sunuyor Engin Geçtan:

“Anlaşılma umudunu tüketen insanlar, dünyayla ilişkilerini beğenilme üzerine kurma eğiliminde oluyorlar, kurtulması güç bir tuzağa düştüklerini fark edemeden. Çünkü beğenilmeyi merkez alan bir dünya, insanın kendi içinde giderek daha sıkı kilitlenmesine ve çıkışı bulunamayan bir yalnızlığa gömülmesine neden olabilir. Dolayısıyla, kendini var hissedebilmenin tek yolu da beğenilmenin sürekliliğini sağlamaya yönelik bir hayat tarzı.”

“Beğenilme öylesi bir iptila ki bu ihtiyaç karşılanmadığında yaşanabilecek bozgundan kaçınmak için sergilenmekte olan performansın aralıksız sürdürülmesi zorunlu hale gelir. Bunun sonucu olarak, hayatını beğenilme üzerine kuran insanların, derininde çoğu zaman dışarıdan fark edilemeyecek kadar iyi maskelenmiş bir depresyon yaşanır.”

Bir süredir, ünlülerin dünyasına bu hızlı ve toplu girişin bir yerlerde tıkanacağını, gerçek olmayanın, emek verilmeyenin uzun vadede çoğu fenomeni, “attan inip, eşeğe binecek” duruma getireceği dedikodularını duyuyordum ki, Savaş Özbey’in, “Blogger-fenomen saltanatı sona mı eriyor?” başlıklı köşe yazısı , bu konuda yapılmış bir araştırmaya yer vermiş;

Nielsen, The Brand Age için bir yeni bir araştırma yaptı: “Influencer mı basın mı?” Sonuçlar tam beni doğrular cinsten…

  • Influencer’lar inandırıcılıklarını günden güne kaybediyor: Önüne gelen her markayla anlaşmak, kısa vadede onlara büyük gelir sağlasa da, uzun vadede inandırıcılıklarını kaybetmelerine neden oluyor.
  • Yüksek fiyatlı ürünlerde basının görüşü dikkate alınıyor: Basın, influencer’lara nazaran tanıtılan ürünün içeriğine, mesleği gereği daha çok hakim. Tüketici, bir ürünü alırken sırf influencer bahsediyor diye değil, ürün hakkında olumlu ve olumsuz yanlarıyla bilgi sahibi olmak istiyor.
  • Tüketiciler, yüzde 42’lik bir oranla basın mensuplarının sözlerini inandırıcı buluyor: Yüzde 46’sı, ürünle ilgili basında yer alan bilgilerin kendilerini satın almaya ikna edebildiğini söylüyor. Influencer’larda bu oran yüzde 32.

Yazıda genel olarak, hiçbir iş ahlâkı olmayan, birbirine rakip markaların bir yıl arayla parayı verdiği anda, istediklerini söyletebildiği kişilerin saltanatının sonuna gelindiği, “akıllı” olup kendini dönüştürenlerin ise sosyal medyanın “ekmeğini yediğinden” bahsediliyor.

Sosyal medya hayatlarımızı bu kadar etkisi altına almışken, insanların bundan kendilerine bir pay çıkarma isteğini son derece normal buluyorum; fakat bu payın emek harcanmış ve en iyi bildiğin konudan alınmasının kıymetli olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki, psikoloji alanına yıllarını vermiş insanlar dururken, bir haftalık yaşam koçu sertifikasıyla, klavyenin ardından hiç görmediği birinin hayatını değiştirebileceği iddiası umut tacirliğinden, “ben yaptım siz de yapabilirsiniz” gibi, muhatabını tanımadan kurulmuş, içi boş, kibir dolu cümleler ise kendini pohpohlamaktan başka bir şey değil.

Çocukları internet kullanacak yaşta olan ailelerin yaptığı, aile filtresi diye bir uygulama duymuştum birkaç yıl önce, içeriği nedir, nasıl kullanılır bilmiyorum fakat; sosyal medyayı sık kullanan, oradan aldığı “tavsiyeleri” önemseyen ve kendi hayatında uygulayanlar için de bir sosyal medya filtresi uygulanabilir mi acaba?

Fenomenler, artık uzmanı olmayı geçtim, hakkında belki bir paragraf dahi okumadıkları konular hakkında, çarşaf çarşaf tavsiye verip, “ben kullandım, çok memnun kaldım, mutlaka denemelisiniz” şeklinde ürün tanıtmaya devam ederken, genel resme bakıp, kendi filtremizi oluşturmak için kolları sıvama zamanı geldi diye düşünüyorum.

Mesela;

Şekerli kutu içeceklerinin zararlı olduğu konusunda bilim dünyası hem fikirken, beş tane fenomen, kucaklarına çocuklarını alıp, yanlarına da içecekleri koyup, “evde sıkılmışçasına taptaze” demesi, kafamızda bir acaba ışığı yakabilir.

Yeni açılan bir otelin, her hafta bir fenomeni davet etmesi, tatil yapmaktan çok, otelin çamaşır odasına kadar her yerin fotoğrafının, anlamsız methiyelerle paylaşılması, kendi filtreleme sistemimiz için yardımcı olabilir.

Okulların açılmasıyla, iki yaşında bebeği olan fenomenlerin ne hikmetse, kolej tanıtımlarına soyunması ve bu tanıtımını eğitimle uzaktan yakından alakası olmayan argümanlarla sunması da “dur ya bu işte bir yanlışlık var” dedirtebilir mesela.

Neredeyse her satırının altını çizerek okuduğum Hayat kitabında şöyle diyor Engin Geçtan; “Dünyaya temelden farklı bir bakış açısını özümseyebilmek uzunca bir kuluçka dönemini gerektiriyor.” Bu da diğer bir filtremiz olabilir sosyal medyada; rüzgara göre yön değiştiren hesaplardan kendimizi korumak adına.

Duyduk duymadık demeyin dostlar; “Fenomen filtresi ayağınıza geldi; Instagram, Facebook, Twitter hesabına filtre yapılır, beş dakikada okunur, hemen harekete geçilir.”

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir