Instagram’la bir imtihan

Anne değilim. Olur muyum olmaz mıyım bilemiyorum tabii ama hali hazırda çocuklarla ilişkim toplu taşıma araçlarında ‘hanimiş’ yapıp gülerlerse sevinmekten ibaret. Arada eve gelip giden eş dost çocukları oluyor bir de, huylarını sularını bildiğim için artık onları tanıdıktan sayıyorum ve birlikte vakit geçirme kısmında fena değilim, ağlamaya başladıklarında ailelerine uzatmak suretiyle elbette.

Bütün bunlara rağmen Instagram’a ilk adım attığım günden beri neden yaptığımı bilmediğim bir şekilde anne hesaplarını takip ediyorum. Öyle böyle değil ama. En doğal olanından en sahtesine, en yorgun görünenden en saçının teli bile bozulmayanına, hepsini. İçlerinde sevdiklerim de var sevmediklerim de, okuyunca neşelendiğim de var, insanlığımdan utanlığım da. Sevdiğim hesapları bir kenara bırakarak soruyorum mütemadiyen kendime, ben bu hesapları neden takip ediyorum?

Her gün internete girip kendimi sinirlendirmek, ‘Bırak allasen kimi kandırıyorsunuz?’ demek, o kusursuz görünen hesaplara bakıp öfkelenmek neden vazgeçemediğim bir durum halini aldı? Üç çocuğu olup da bir gün bile yorulduğunu itiraf etmeyen ve bu yüzden belki onlarca başka anneyi depresyonun eşiğine bizzat kendi elleriyle getirip getirmediğini umursamayan birinden bana neydi mesela? ‘Çocuklar çiçektir ve siz çocuğununuz aralıksız ağladığında şikayet edebiliyorsanız şükürden nasibini almamış kaba kişiler olduğunuz içindir’ mesajlı postlarla ne gibi bir alakam olabilirdi? Saçları hep pırıl pırıl, makyajı bir damla bile kaymamış, çocuklarını prensesler gibi giydirmiş bu annelere bakıp ‘Sen bir de bunu 8-18 çalıştığın fabrikadan mesaiye kalmadan çıkmaya çalışırken yap bakalım’ deyip durmamın sebebi ne olabilirdi?

Çok derin psikolojik çözümlemelere gerek kalmadı tabii cevabı bulmam için. Tek istediğim bir şekilde kendi hayatımı doğrulamaktı aslında. ‘Ayy ne kadar sahteler, hep gösteriş, böyle de bir hayat yok’ derken aklımdan geçen hep kendi hayatımın daha doğru, kendi tercihlerimin daha kıymetli olduğuydu. Instagram’da türlü filtrelerle hayatımdan neşe dolu anlar paylaşmadığım için daha akıllıydım misal, ‘Kocam hiç unutmaz yıldönümlerini’ diye koca bir demet gülle çekilen fotoğraflar atmadığım için ben daha gerçektim. Daha gerçek olduğum için de benden iyisi yoktu, ne yapıyordu bu insanlar?

Onca hayhuyda atladığım bir şey vardı tabii, o da aslında Instagram denen mevzunun temelde bir oyundan ibaret olduğu. Evet, artık orası bir geçim kaynağı da aynı zamanda, kendi şöhretini yaratan bir mecra, hatta bir meslek kolu kimileri için ama yine de telefonu kapattığın an artık orada olmayan bir mevzu. Aslında olmayan bir şey için neden kendimi hırpalıyor, zaten günlük hayat akışında yeteri kadar bozulan sinirlerimi daha da laçkalaştırıyordum? İki güzel fotoğraf görmek, Twitter’daki dramdan kaçmak ve birkaç tatlı fikir bulmak için girdiğim bir platform inceden canıma mı kastediyordu? Haklı olduğumu ispat edecek bir alan daha mı açmıştım kendime?

En doğru olduğumuzu ispat ihtiyacımız nasıl oluyor da mutlu olma ihtiyacımızın bile önüne geçiyor her zaman? Neden birbirimizi olduğumuz gibi kabul edememeyi internetlere bile taşıdık? Neden ‘takibi bırak’ tuşunun sonsuz ferahlığına bırakamıyoruz kendimizi?

Henüz cevabını bulamadım bu soruların ama en azından bunu yapmak zorunda olduğumu biliyorum artık. Azalarak mı biter yoksa derin bir nefesle tek seferde mi bırakırım bilmiyorum ama ruhuma bir daralma alanını da oradan açmamaya kararlıyım. Başarırsam nasıl olduğunu anlatır, başaramazsam yine buralarda yakınırım.

Şurada bir yorum var: “Instagram’la bir imtihan
  1. Enbaba

    Anne hesaplarını takip eden bir kişiye baba hesabı takip etmesini önereceğim. Bir bakın bakalım belki hoşunuza gider hataları doğruları ile bir çocuk baba bakan instagram hesabı… 😉
    görüşmek üzere…

    Cevapla

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir